Dünyanın gürültüsü, kalbi kırık insanların sessiz feryatlarını her zaman bastırır. İnsan, en çok güvendiği dalların kırılmasıyla öğrenir hüsranı. Umutla çıktığı yollardan eli boş dönenlerin, kalbinde derin yaralar açılanların ve haksızlığa uğrayıp da sesini duyuramayanların yükü ağırdır. İşte tam da bu yüzden ölüm, o zalim hırsların bittiği yer olduğu kadar, kalbi kırıkların sığınacağı o tenha kıyıdır aslında.
Gelin, bugünün dünyasından biraz uzaklaşıp o tenha kıyının hikayesine masalsı bir pencereden bakalım.
Zamanın ve mekanın ötesinde, adına "Dünya" denilen o yorucu diyardan sessizce ayrılan ruhların vardığı bir sahil varmış. Bu sahil, gürültüden uzak, uçsuz bucaksız ve bembeyaz kumlarla kaplı o tenha kıyıymış. Oraya varan her ruh, dünyada bıraktığı yüklerin ağırlığından sıyrılır, üzerindeki tozdan topraktan arınırmış.
Bir gün, heybesinde sadece kırıklıklar ve hüsranlar taşıyan bir ruh yaklaşmış kıyıya. Dünyadayken çok sevilmeyi beklemiş ama hep itilmiş; adalet aramış ama haksızlığa uğramış; kalbini kime açtıysa oradan bir yara alarak dönmüş. O kadar yorgunmuş ki, o tenha kıyının kumlarına diz çökmüş ve elleriyle yüzünü kapatıp sessizce ağlamaya başlamış. "Orada beni hep acıttılar," diye fısıldamış. "Herkesin kalabalığı vardı, benimse sadece hüsranlarım."
Tam o an, tenha kıyının suları hafifçe dalgalanmış. Sahile vuran her dalga, o ruhun kalbindeki sızıları birer birer yıkayıp götürmeye başlamış. Derken, her şeyi kuşatan, kelimelerin yetersiz kaldığı o sonsuz ve Rahîm olan merhamet, ruhu bir anne şefkatinden milyonlarca kat daha derinden sarmalamış. Kulun en yalnız, en tenha anında, Allah'ın huzuru bir nur gibi kaplamış kıyıyı.
O ilahi huzurda, dünyada çekilen tüm acıların, dökülen her gizli gözyaşının tek bir damlasının bile zayi olmadığı fısıldanmış ruhun özüne. O'nun katında, kırık kalplerin özel bir sarayı varmış. Dünyada adaletsizlikle ezilen, hüsrana uğratılan her can, o en tenha kıyıda en büyük teselliyle ağırlanırmış. Ruh, Rabbine iltica ettiği o an anlamış ki; insanların yıktığı ne varsa, Allah onu en güzel şekilde inşa edermiş.
Ruhun o güne kadar taşıdığı hüsranlar, o tenha kıyıda birdenbire parıldayan elmaslara dönüşmüş. Dünyada kendisini kimsesiz sanan o mahzun can, asıl sahibinin huzurunda, hiçbir fâninin veremeyeceği bir sevgi ve adaletle sarmalanmış. İçindeki tüm kırıklıklar silinmiş, yerini sonsuz bir hafifliğe ve huzura bırakmış.
İşte sevgili okur; dünya bazen hepimizi hüsranla, hayal kırıklığıyla ve kalbimizi kıran insanların bencil rüzgarlarıyla sınar. Hak ettiğimiz değeri görememek, vefasızlıkla yüzleşmek içimizi acıtır.
Ama unutmayalım ki, bu masal aslında en büyük hakikattir. Hepimizin bir gün varacağı o tenha kıyı, mutlak adaletin ve sonsuz merhametin başladığı yerdir. İnsanların kırdığı kalpleri, Allah'ın huzuru sarar. Orada ne hüsran kalır, ne de sızı. Heybemizi dünyalık hırslarla değil, o tenhalıkta parıldayacak sabır ve tevekkülle doldurabilmek duasıyla...

