Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Merve NAVRUZ
Köşe Yazarı
Merve NAVRUZ
 

NE UĞRUNA ERİYORUZ

Hayatın hızı ve hengamesi içinde akıp giderken, gözümüzün önündeki apaçık ayetleri kaçırıyoruz çoğu zaman. Bir fincan sıcak kahveye bıraktığımız bir küp şekerin saniyeler içinde izini kaybettirişini ya da banyonun bir köşesinde her dokunuşta biraz daha küçülen, nihayetinde incelip yok olan bir sabun kalıbını sadece fiziksel birer değişim olarak görürüz. Oysa o şeker ve sabun, varoluş sahnesinde insanın hem maddi hem de manevi serencamını sessizce fısıldayan birer bilge muallimdir. Bizler de şu dünya nehrinin akıntısında, tıpkı onlar gibi, her an bir şeylerin içinde eriyip gidiyoruz. Üstelik bu eriyiş, sadece biyolojik bir yaşlanmadan ibaret değil; ruhumuzun, kalbimizin ve zihnimizin de dahil olduğu çok katmanlı bir çözülüş hikayesi. İnsanın en görünür eriyişi, dünyevi hırsların ve maddi kaygıların potasında gerçekleşir. Modern zamanların insanı, hayatı ıskalama korkusuyla, bugünlerde adına konforlu yaşamak dedikleri o dipsiz kuyu uğruna ömrünü parça parça eritir. Saat kulelerinin tıkırtıları, aslında ömür takviminden kopan yaprakların sesidir. Bir işi yetiştirme telaşı, daha lüks bir eve sahip olma arzusu, makam basamaklarını tırmanma hırsı... Dikkatle bakarsak görürüz ki, insan peşinden koştuğu o parıltılı dünyanın içinde tıpkı suda eriyen bir şeker gibi tat bırakmaya çalışırken kendi varlığını tüketir. Şeker suya tat verir ama kendisi yok olur. İnsan da dünyaya medeniyetler, şehirler, servetler bırakır; fakat geriye dönüp baktığında aynada gördüğü, o amansız eriyişin yüzüne bıraktığı derin çizgilerdir. Maddi eriyiş kaçınılmazdır ve doğanın kanunudur; asıl sarsıcı olan, insanın manevi yönünün, inançlarının ve hasletlerinin eriyip gitmesidir. Sabun, temizlemek için erir. Üzerine su değdikçe kendi gövdesinden verir, köpürür ve kirleri arındırırken kendisi eksilir. İşte felsefi ve manevi anlamda adanmışlık tam olarak budur. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var: Değerlerin eriyişi. Yaşadığımız çağda dostluklar, vefa, samimiyet ve şefkat gibi yüce duygular, menfaat ilişkilerinin asidik suyunda hızla eriyor. İslami bir perspektiften baktığımızda, bu manevi eriyişin en tehlikeli boyutu kalbin katılaşması ve niyetlerin bozulmasıdır. Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde riyayı, yani gösterişi tanımlarken, karanlık bir gecede, siyah bir taşın üzerinde yürüyen karıncanın ayak sesinden daha gizli olduğunu söyler. İşte riya, haset ve kibir, insanın salih amellerini, iyiliklerini tıpkı sıcak suyun şekeri eritip bitirdiği gibi eritir, geriye koca bir hiçlik bırakır. Kul, heybesinin iyilikle dolu olduğunu zannederken, niyetindeki o gizli eriyiş yüzünden baki aleme eli boş uyanabilir. İslami tefekkürün merkezinde zaman ve insan ilişkisi her zaman sarsıcı bir üslupla ele alınır. Asr Suresi, bu eriyişi doğrudan ilan ederek insanın mutlaka ziyanda olduğunu vurgular. Büyük müfessir Fahreddin er-Razi, bu ayetin sırrını pazar yerinde "Sermayesi eriyen bu adama merhamet edin!" diye bağıran bir buz satıcısını gördüğünde anladığını söyler. İnsanın ömrü, sıcak güneşin altında eriyen bir buz kalıbıdır. Akıp giden zamanı hayırlı amellerle sabitlemeyen herkes, sermayesini suya kaptıran o satıcı gibi hüsrandadır. Fakat her eriyiş bir kayıp mıdır? Elbette hayır. Tasavvuf felsefesi, erimeyi bir yok oluş değil, bir vuslat ve kemalat olarak görür. Sufi için erimek, Fena fillah makamının kapısıdır. Kul, kendi benliğini, egosunu ve nefsini ilahi aşkın potasında eritir. Tıpkı Mevlana’nın "Hamdım, piştim, yandım" deyişindeki gibi... Mum, etrafını aydınlatmak için kendi canından erir. Aşka düşen insan da bencil isteklerinden, "ben" davasından eriyerek vazgeçer ve O'nda yok olur. Bir şeker suya karışınca artık ona şeker denmez, o artık şerbet olmuştur. Aşka düşen ruh da kendi varlık iddiasından vazgeçip ilahi iradeye teslim olduğunda, artık fani bir et-kemik yığını değil, ebedi bir hakikatin parçasıdır. Nihayetinde, bu dünya hayatının içerisinde hepimiz bir şeylerin içinde eriyoruz. Kimimiz makam koltuklarında, kimimiz borsa ekranlarında, kimimiz ise bitmek bilmeyen dünya telaşlarında bir mum gibi tükeniyoruz. Kaçınılmaz olan bu eriyişte asıl soru, biz neyin içinde ve ne uğruna eriyoruz sorusudur. Bir şeker gibi sadece dünyaya geçici bir tat verip yok olmak mı muradımız, yoksa bir sabun gibi başkalarının kirini yüklenip, etrafı temizleyerek, bir amaca hizmet ederek şereflice eksilmek mi? O buz kalıbı gibi ziyan olmak yerine, ilahi aşkın deryasına karışıp nehre dönüşmek mi? Erirken etrafına ışık veren muma, temizlik sunan sabuna ve tat bırakan şekere selam olsun. Yeter ki insan, erirken tükenenlerden değil, eridikçe güzelleşenlerden ve aslına rücu edenlerden olsun.
Ekleme Tarihi: 23 Haziran 2026 -Salı

NE UĞRUNA ERİYORUZ

Hayatın hızı ve hengamesi içinde akıp giderken, gözümüzün önündeki apaçık ayetleri kaçırıyoruz çoğu zaman. Bir fincan sıcak kahveye bıraktığımız bir küp şekerin saniyeler içinde izini kaybettirişini ya da banyonun bir köşesinde her dokunuşta biraz daha küçülen, nihayetinde incelip yok olan bir sabun kalıbını sadece fiziksel birer değişim olarak görürüz. Oysa o şeker ve sabun, varoluş sahnesinde insanın hem maddi hem de manevi serencamını sessizce fısıldayan birer bilge muallimdir. Bizler de şu dünya nehrinin akıntısında, tıpkı onlar gibi, her an bir şeylerin içinde eriyip gidiyoruz. Üstelik bu eriyiş, sadece biyolojik bir yaşlanmadan ibaret değil; ruhumuzun, kalbimizin ve zihnimizin de dahil olduğu çok katmanlı bir çözülüş hikayesi.

İnsanın en görünür eriyişi, dünyevi hırsların ve maddi kaygıların potasında gerçekleşir. Modern zamanların insanı, hayatı ıskalama korkusuyla, bugünlerde adına konforlu yaşamak dedikleri o dipsiz kuyu uğruna ömrünü parça parça eritir. Saat kulelerinin tıkırtıları, aslında ömür takviminden kopan yaprakların sesidir. Bir işi yetiştirme telaşı, daha lüks bir eve sahip olma arzusu, makam basamaklarını tırmanma hırsı... Dikkatle bakarsak görürüz ki, insan peşinden koştuğu o parıltılı dünyanın içinde tıpkı suda eriyen bir şeker gibi tat bırakmaya çalışırken kendi varlığını tüketir. Şeker suya tat verir ama kendisi yok olur. İnsan da dünyaya medeniyetler, şehirler, servetler bırakır; fakat geriye dönüp baktığında aynada gördüğü, o amansız eriyişin yüzüne bıraktığı derin çizgilerdir.

Maddi eriyiş kaçınılmazdır ve doğanın kanunudur; asıl sarsıcı olan, insanın manevi yönünün, inançlarının ve hasletlerinin eriyip gitmesidir. Sabun, temizlemek için erir. Üzerine su değdikçe kendi gövdesinden verir, köpürür ve kirleri arındırırken kendisi eksilir. İşte felsefi ve manevi anlamda adanmışlık tam olarak budur. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var: Değerlerin eriyişi. Yaşadığımız çağda dostluklar, vefa, samimiyet ve şefkat gibi yüce duygular, menfaat ilişkilerinin asidik suyunda hızla eriyor. İslami bir perspektiften baktığımızda, bu manevi eriyişin en tehlikeli boyutu kalbin katılaşması ve niyetlerin bozulmasıdır. Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde riyayı, yani gösterişi tanımlarken, karanlık bir gecede, siyah bir taşın üzerinde yürüyen karıncanın ayak sesinden daha gizli olduğunu söyler. İşte riya, haset ve kibir, insanın salih amellerini, iyiliklerini tıpkı sıcak suyun şekeri eritip bitirdiği gibi eritir, geriye koca bir hiçlik bırakır. Kul, heybesinin iyilikle dolu olduğunu zannederken, niyetindeki o gizli eriyiş yüzünden baki aleme eli boş uyanabilir.

İslami tefekkürün merkezinde zaman ve insan ilişkisi her zaman sarsıcı bir üslupla ele alınır. Asr Suresi, bu eriyişi doğrudan ilan ederek insanın mutlaka ziyanda olduğunu vurgular. Büyük müfessir Fahreddin er-Razi, bu ayetin sırrını pazar yerinde "Sermayesi eriyen bu adama merhamet edin!" diye bağıran bir buz satıcısını gördüğünde anladığını söyler. İnsanın ömrü, sıcak güneşin altında eriyen bir buz kalıbıdır. Akıp giden zamanı hayırlı amellerle sabitlemeyen herkes, sermayesini suya kaptıran o satıcı gibi hüsrandadır.

Fakat her eriyiş bir kayıp mıdır? Elbette hayır. Tasavvuf felsefesi, erimeyi bir yok oluş değil, bir vuslat ve kemalat olarak görür. Sufi için erimek, Fena fillah makamının kapısıdır. Kul, kendi benliğini, egosunu ve nefsini ilahi aşkın potasında eritir. Tıpkı Mevlana’nın "Hamdım, piştim, yandım" deyişindeki gibi... Mum, etrafını aydınlatmak için kendi canından erir. Aşka düşen insan da bencil isteklerinden, "ben" davasından eriyerek vazgeçer ve O'nda yok olur. Bir şeker suya karışınca artık ona şeker denmez, o artık şerbet olmuştur. Aşka düşen ruh da kendi varlık iddiasından vazgeçip ilahi iradeye teslim olduğunda, artık fani bir et-kemik yığını değil, ebedi bir hakikatin parçasıdır.

Nihayetinde, bu dünya hayatının içerisinde hepimiz bir şeylerin içinde eriyoruz. Kimimiz makam koltuklarında, kimimiz borsa ekranlarında, kimimiz ise bitmek bilmeyen dünya telaşlarında bir mum gibi tükeniyoruz. Kaçınılmaz olan bu eriyişte asıl soru, biz neyin içinde ve ne uğruna eriyoruz sorusudur. Bir şeker gibi sadece dünyaya geçici bir tat verip yok olmak mı muradımız, yoksa bir sabun gibi başkalarının kirini yüklenip, etrafı temizleyerek, bir amaca hizmet ederek şereflice eksilmek mi? O buz kalıbı gibi ziyan olmak yerine, ilahi aşkın deryasına karışıp nehre dönüşmek mi? Erirken etrafına ışık veren muma, temizlik sunan sabuna ve tat bırakan şekere selam olsun. Yeter ki insan, erirken tükenenlerden değil, eridikçe güzelleşenlerden ve aslına rücu edenlerden olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirinsesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Halime
(25.06.2026 16:26 - #854)
Biz kadınlar da ev işlerinde temizlikte eriyoruz ama kıymet bilinmiyor onu da yazsaydınız keşke sevgili yazar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirinsesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)

Diğer Yazıları

11
Ağustos
04
Ağustos
13
Temmuz
30
Haziran
16
Haziran
08
Haziran
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.