Akşamüzeri saat beş dedin mi bizim ilçenin ana caddesinde rüzgârın yönü değişir. Çam ağaçlarının kokusu dağlardan aşağı süzülürken, esnaf yavaş yavaş kepenkleri indirmeye başlar. Herkes birbirini tanır, kimin neye üzüldüğü, kimin tarlasında mahsulün yandığı iki sokak ötede hemen duyulur. Büyük şehirlerin o devasa, anonim kalabalığı yoktur burada; hayatın ritmi daha ağır, vuruşları daha nettir. Ve belki de tam bu yüzden, kaderin küçük bir çelmesi bile burada daha derinden hissettirir kendini.
Haftalarca gözünün içine baktığın o yağmur tam harman zamanı bastırıp ekinini vurduğunda ya da ilçeye açılan o küçük dükkânın siftahsız kapandığı akşamda, içinin daralmaması işten bile değildir. "Niye ben?" sorusu, kahvehanenin köşesindeki sobaya atılan çıtırdayan odunlar gibi cızırdayıp durur zihninde.
İşte tam o an, bu küçük coğrafyanın bağrında saklı olan o kadim duygu uyanır:Hüsnütelakki…
Kaderi hüsnütelakki ile karşılamak; ilçenin o dik, virajlı dağ yolunda sis bastırdığında direksiyonu kırıp uçuruma sürmek yerine, kenara çekip sisin dağılmasını beklemektir. Sisi bir felaket değil, yolun bir parçası kabul etmektir.
Bilirsin ki bu topraklarda kış ne kadar sert geçerse geçsin, baharda o kayalıkların arasından fışkıran çiğdemler daha canlı olur. Toprağın kuruyup çatlaması, ardından gelecek berekete bir hazırlıktır aslında. Hayatın sana uzattığı ekmek bazen kuru olabilir; ama onu bir bardak çayla yumuşatıp şükürle ısırabilmektir hüsnütelakki.
Büyük şehirlerin karmaşasında insanlar kaybettiği şeylerin ardından günlerce dövünür. Oysa küçük bir ilçede yaşamak, insana sınırlarını ve haddini öğretir. Gökyüzünün ne kadar geniş, kendi adımlarımızın ise ne kadar küçük olduğunu her gün o açık ufka bakarken anlarız.
Rabbimizin bizim için çizdiği sınır, açmadığı kapı ya da geciktirdiği rızık; bizi cezalandırmak için değil, korumak içindir. Biz o an sadece kapının yüzümüze kapandığını görürüz; oysa o kapının arkasında belki de ayağımızı kaydıracak bir uçurum vardır.
Sessizleşen sokaklara, akşamın serinliğine ve nasibine düşene tersinden değil, bir hikmet penceresinden bakabildiğin zaman yüreğin ferahlar. Bilirsin ki, bu küçük ilçenin üstünde parıldayan yıldızlar da, senin kaderini yazan kalemin sahibi de aynıdır. Ve O, hiç kimseye taşıyamayacağı yükü vermez.

