Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Merve NAVRUZ
Köşe Yazarı
Merve NAVRUZ
 

MÜSAHİB-I HÂS

Biz dostluğu da sırdaşlığı da yanlış yerlerde arıyoruz. Bize lekesiz bir ayna tutacak, cebimizdeki taşları temizleyecek, gecenin en koyu anında başımızı yasladığımızda içimizin fırtınasını dindirecek bir müsâhib-i hâs, yani en mahrem, en hesapsız yol arkadaşını arayıp duruyoruz. Oysa insana bu dünyada nasip olabilecek en vefalı sırdaş, evlerimizin en ulaşılamaz rafında, kadife kılıfların arkasında sessizce bekliyor. Biz Kur’an’ı hayatın tam ortasından söküp yüksek mermerlerin, dokunulmaz merasimlerin üzerine koyduk. Onu ulaşılamaz kıldık ki konforumuzu bozmasın, günlük kavgamıza karışmasın. Onu törenlere, vedalara, mezarlıklara hapsettik; böylece vicdanımızı rahatlatan ama hayatımıza müdahale etmeyen steril bir kutsal elde etmiş olduk. Oysa o, bir müze objesi ya da duvar süsü olmak için inmedi; o bizim bu dünyadaki biricik müsâhib-i hâs’ımız olmak istedi. Gerçek bir müsâhib-i hâs, sadece iyi gününde yanında duran, sana duymak istediklerini söyleyen biri değildir. Sen yolunu şaşırdığında yüzüne gerçeği bükmeden söyleyen, yalnızlıktan büzüldüğünde içini genişleten, öfkelendiğinde sana asaletini hatırlatan, hırsın seni sürüklediğinde kolundan tutup seni sana geri getirendir. İşte Kur’an ile kurulan bağ, tam olarak bu sarsılmaz sırdaşlıktır. Yanlış bir kararın, kırıcı bir cümlenin eşiğindeyken vicdanında yankılanan bir ayet, o dostun elini omuzunda hissetmektir. Herkesin seni yanlış anladığı, sesini duyuramadığın bir haksızlığın ortasında açıp okuduğun tek bir satır, "Ben seni biliyorum, üzülme" diyen bir dost kucağıdır. Trafikte, masada, alışverişte, kavgada sana fren yaptıran şey, o sırdaşın kulağına eğilip "Bu üslup sana yakışmaz" diye fısıldamasıdır. Biz onunla dertleşmeyi, aynı masada oturup konuşmayı unuttuk; onu duvara asıp uzaktan selamlamakla yetindik. Oysa bir dost duvarda durmaz; sokakta seninle yürür, kararlarına katılır, ağladığında gözyaşına dokunur. Hayatın gürültüsünde herkes sana duymak istediğin tatlı yalanları söylerken, seni kendi hakikatinle yüzleştirecek tek dostu yüksek raflarda unutmak insanın kendine yapacağı en büyük haksızlıktır. Vahiyle temas etmek, onun sarsılmaz aynasına bakarak içimizdeki eğrilikleri düzeltme cesaretidir. Bu cesareti göstermeyip onu sadece süslü torbalarda ağırlayanlar, yolculuğun sonunda sahte kalabalıkların gürültüsünde yapayalnız kalmaya mahkûmdur. O kılıfları açıp o sesle yeniden konuşmaya başladığımızda anlayacağız ki, bu dünyada insanı insana şifa kılan en hakiki müsâhib-i hâs hâlâ bizimle göz göze gelmeyi bekliyor.
Ekleme Tarihi: 19 Ekim 2026 -Pazartesi

MÜSAHİB-I HÂS

Biz dostluğu da sırdaşlığı da yanlış yerlerde arıyoruz. Bize lekesiz bir ayna tutacak, cebimizdeki taşları temizleyecek, gecenin en koyu anında başımızı yasladığımızda içimizin fırtınasını dindirecek bir müsâhib-i hâs, yani en mahrem, en hesapsız yol arkadaşını arayıp duruyoruz. Oysa insana bu dünyada nasip olabilecek en vefalı sırdaş, evlerimizin en ulaşılamaz rafında, kadife kılıfların arkasında sessizce bekliyor. Biz Kur’an’ı hayatın tam ortasından söküp yüksek mermerlerin, dokunulmaz merasimlerin üzerine koyduk. Onu ulaşılamaz kıldık ki konforumuzu bozmasın, günlük kavgamıza karışmasın. Onu törenlere, vedalara, mezarlıklara hapsettik; böylece vicdanımızı rahatlatan ama hayatımıza müdahale etmeyen steril bir kutsal elde etmiş olduk. Oysa o, bir müze objesi ya da duvar süsü olmak için inmedi; o bizim bu dünyadaki biricik müsâhib-i hâs’ımız olmak istedi.

Gerçek bir müsâhib-i hâs, sadece iyi gününde yanında duran, sana duymak istediklerini söyleyen biri değildir. Sen yolunu şaşırdığında yüzüne gerçeği bükmeden söyleyen, yalnızlıktan büzüldüğünde içini genişleten, öfkelendiğinde sana asaletini hatırlatan, hırsın seni sürüklediğinde kolundan tutup seni sana geri getirendir. İşte Kur’an ile kurulan bağ, tam olarak bu sarsılmaz sırdaşlıktır. Yanlış bir kararın, kırıcı bir cümlenin eşiğindeyken vicdanında yankılanan bir ayet, o dostun elini omuzunda hissetmektir. Herkesin seni yanlış anladığı, sesini duyuramadığın bir haksızlığın ortasında açıp okuduğun tek bir satır, "Ben seni biliyorum, üzülme" diyen bir dost kucağıdır. Trafikte, masada, alışverişte, kavgada sana fren yaptıran şey, o sırdaşın kulağına eğilip "Bu üslup sana yakışmaz" diye fısıldamasıdır.

Biz onunla dertleşmeyi, aynı masada oturup konuşmayı unuttuk; onu duvara asıp uzaktan selamlamakla yetindik. Oysa bir dost duvarda durmaz; sokakta seninle yürür, kararlarına katılır, ağladığında gözyaşına dokunur. Hayatın gürültüsünde herkes sana duymak istediğin tatlı yalanları söylerken, seni kendi hakikatinle yüzleştirecek tek dostu yüksek raflarda unutmak insanın kendine yapacağı en büyük haksızlıktır. Vahiyle temas etmek, onun sarsılmaz aynasına bakarak içimizdeki eğrilikleri düzeltme cesaretidir. Bu cesareti göstermeyip onu sadece süslü torbalarda ağırlayanlar, yolculuğun sonunda sahte kalabalıkların gürültüsünde yapayalnız kalmaya mahkûmdur. O kılıfları açıp o sesle yeniden konuşmaya başladığımızda anlayacağız ki, bu dünyada insanı insana şifa kılan en hakiki müsâhib-i hâs hâlâ bizimle göz göze gelmeyi bekliyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirinsesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.