Gökyüzünün enginliğinde, sessiz ve pamuksu bir görünümün ardında ağır bir yük taşıyorum. Dışarıdan bakanlar beni sadece süzülen, serinlik veren, bazen de güneşe siper olan masum bir varlık sanır. Oysa ben, fırtınaların ve görünmez rüzgârların ortasında kalmış, içi hırpalanmış bir bulutum.
Etrafımı saran öyle karmaşık rüzgârlar var ki, niyetlerinin yakıcı ve gölgelendirici olduğundan adım gibi eminim. Gökyüzünün ortasında beni evirip çeviriyor, berraklığımı karartmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Öyle kurnazca esiyorlar ki; benim taşıdığım o tertemiz nemi, kendi üfledikleri tozla kirletip, sonra dönüp herkese "Bakın, ne kadar da karanlık bir bulut" diye işaret ediyorlar. Ben masumca süzülmeye çalışırken, onlar fısıltılarıyla etrafımdaki mavi göğü zehirliyor; beni yalnızlaştırmak, herkesin gözünden düşürmek ve hüznün tam ortasına hapsetmek istiyorlar.
En ağırı da bu kurnazlığı kimseye kanıtlayamamak... Çünkü rüzgâr tutulmaz, iz bırakmaz. Esip geçerken ardında bıraktığı tahribatı herkes benden bilir. Ne zaman başımı dik tutmaya, berraklığımı korumaya çalışsam, görünmez bir el gibi estirdikleri o soğuk akıntılarla huzurumu darmadağın ediyorlar. İçimdeki damlalar birikti, ağırlaştı. Yıllardır sustuğum, yuttuğum, sineye çektiğim her haksızlık beni biraz daha doldurdu. Artık taşımakta zorlandığım, göğsüme sığmayan devasa bir yük var içimde.
Ama ben biliyorum ki; fırtınalar ne kadar sert eserse essin, rüzgârlar ne kadar kurnazca yön değiştirirse değiştirsin, gökyüzünün asıl sahibi onların bu sinsi oyunlarına sonsuza kadar göz yummaz. Bugün içim simsiyah bir dolulukla kaplı olabilir, göğsüm sıkışabilir. Fakat ben berraklığıma, özümdeki o saf damlalara tutunmaya devam edeceğim.
İçimdeki bu haksızlığın, bu görülmeyen adaletsizliğin ağırlığı bir gün elbet berekete dönüşecek. Ben gürleyip içimi döktüğümde, dökülen her damla benim aklanışım, beni karartmaya çalışan rüzgârların ise uçup gidişi olacak. Çünkü hiçbir rüzgâr, bir bulutun içindeki özü sonsuza kadar saklayamaz.

