Geçenlerde bir videoya denk geldim. Hücrelerimizin içinde "kinesin" adı verilen minik motor proteinlerin, kendilerinden katbekat büyük yapıları sırtlayıp bir mikro tüp üzerinde yürümesini anlatıyordu. Resmen adım atıyorlardı. Sağa, sola, öne... Bir hedef uğruna, hiç durmadan.
Sosyal medyada bunu romantize edip "üzgünken bile sizi mutlu etmek için çalışan mutluluk hormonu" diye yaymışlar. Bilimsel olarak tam olarak öyle olmasa da bu romantizme tutunası geliyor insanın. Çünkü bazen hayat öyle bir noktaya geliyor ki, pencereden dışarı bakarken ruhumuzun içindeki o ağır yüklerin altında ezildiğimizi hissediyoruz. Dünyanın yükü omuzlarımızda, içimizdeki karanlık dağılmayacakmış gibi...
İşte tam o anlarda düşünmek gerekiyor: Biz burada, masanın başında veya yatağın köşesinde zihnimizdeki kırgınlıklarla boğuşurken; içimizde, gözle görülmeyen bir mikro evrende milyonlarca kinesin proteini bizim için adım atmaya devam ediyor. Onlar bizim vazgeçmemizden habersiz. Onlar sadece bir sonraki adımı atacak kadar kararlı. Bizim yaşamamız, nefes almamız, yarın bir ihtimale daha uyanabilmemiz için içeride devasa bir sadakatle çalışıyorlar.
Belki de insan olmanın en güzel yanı bu ikiliktir. Ruhumuz yorulup "artık yürüyemiyorum" dediğinde, biyolojimiz bizim yerimize adım atmaya devam eder. Kinesin o mikro tüpün üzerinde yükünü taşırken bize aslında sessiz bir mesaj verir: Sadece bir adım daha.
Bugün zor bir günden geçiyor olabilirsiniz. Göğsünüzdeki o sıkışma hiç geçmeyecekmiş gibi gelebilir. Ama unutmayın; siz vazgeçtiğinizi sandığınız anlarda bile, bedeninizdeki trilyonlarca minik sadık işçi sizin için hayatta kalma mücadelesi veriyor. İçinizde sizin için bu kadar çabalayan bir hayat varken, kendinize biraz zaman tanıyın.
Bugün mutluluk hemen gelmek zorunda değil. Sadece içinizdeki o minik adımlara güvenin ve bir sonraki güne geçmeyi deneyin. Çünkü hayat, siz fark etseniz de etmeseniz de, içeride bir yerlerde taşınmaya devam ediyor.

