Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Merve NAVRUZ
Köşe Yazarı
Merve NAVRUZ
 

BİR TÜRKÜ BİR BAYRAM

Aziz dostlar, kalbi memleket hasretiyle çarpan, ruhu sılaya ayarlı aziz ruhlar... Dinleyin, kulak verin penceremizin pervazına konup gurbetin sitemini dünyaya fısıldayan o dertli misafire. Tam da bu bayram sabahı, fonda Barış Manço’nun o hüzünlü, coşkulu ve çocuksu neşeyle bezeli "Bugün Bayram, erken kalkın çocuklar / Giyelim en güzel giysileri" nağmeleri yükselirken, gurbetin soğuk ve yabancı göğsünde bambaşka, apayrı bir ses yankılanıyor. Şarkı bize eskiyi, çocukluğumuzun o tertemiz, telaşlı ve neşe dolu bayram sabahlarını hatırlatıp içimizi tatlı bir huzurla doldururken, uzak iklimlerin bir ağaç dalında, kendi vatanının toprağını ve kokusunu arayan mahzun bir bülbülün gırtlağından dökülen nağmeler adeta ruhumuzu sarsıyor. O bülbül ki, takvimin bu en mukaddes, en ışıltılı gününde göğsünde hem bayramın getirdiği o kutsal, asil sevinci taşıyor hem de sevdiklerinden, ait olduğu topraklardan uzakta olmanın getirdiği o kurşun gibi ağır hüzünle kavruluyor. Bir yanda bayramın manevi neşesi, diğer yanda yalnızlığın o buruk sızısı; her iki duygu da o küçücük gövdede devasa bir fırtınaya dönüşüyor. Zamanın akıp giden nehrinde mevsimler döner, aylar yerini yeni aylara bırakır ve bayramlar her daim coşkunun, kucaklaşmanın, paylaştıkça çoğalan sevinçlerin adı olarak kapımıza dayanır. Fakat doğup büyüdüğü topraklardan uzakta, sıla hasretiyle yanan bir yürek için takvimin bu en güzel günleri bile bazen dalgalı, fırtınalı bir denize dönüşebilir. Bayram memlekette sevinç ve vuslat demekse, gurbette derin bir iç çekiş, pencere kenarında saklanan bir çift nemli gözdür. İşte tam bu kuşluk vaktinde, biz fonda o eski bayram şarkısının tanıdık tesellisine sığınırken, gurbetteki bülbül alelade bir şakıyışla değil, Anadolu’nun asırlık acılardan, ayrılıklardan ve yaşanmışlıklardan süzülüp gelmiş yanık bir türküsüyle ortak oluyor hislerimize. Onun gırtlağından dökülen her tınıda, memlekette bayram namazından çıkan babaların güven veren adımları, anne eli değmiş burcu burcu kokan bayram sofraları ve sokağı neşeyle dolduran çocuk cıvıltıları gizlidir. O ses yükseldikçe, gurbetin o soğuk, yabancı ve yüksek duvarları bir bir yıkılır; yerine sılada bırakılan o eski ahşap evlerin sıcaklığı, dostların samimi selamı gelir. Neşeli bir çocuk şarkısıyla başlayan bu mukaddes sabah, bülbülün gırtlağından dökülen o yanık gurbet türküsüyle birleşince, mesafelerin acımasızlığı ve zamanın hoyratlığı bir kez daha kalbimize dokunur. Bülbül öttükçe içimizdeki hüzün ve sevinç asil bir arafta el ele tutuşur; ne tam anlamıyla kederlenebiliriz ne de doyasıya gülebiliriz. Onun nağmelerindeki o "yanıklık", sesinin gürlüğünden değil, gurbette geçirilen bayramların o tarifsiz, mahzun muhasebesindendir. Bir yanımız eksik, bir yanımız dünden razı bir şekilde, sadece o yanık ezgilerin tesellisine tutunuruz. Bu bayram da dünyanın neresinde olursa olsun gurbet bağının bülbülleri ötmeye, kalbimizi hem neşeyle hem kederle titretmeye devam edecek. Varsın mesafeler olsun, varsın yollar uzasın; yüreğinde memleket sevdası taşıyan, bayramı o yanık türkülerin sıcaklığıyla sarıp sarmalayan ve hasreti asil bir duruşla göğüsleyen her mahzun ruha sılalardan bin selam olsun. Unutmayalım ki, sesimiz memlekete ulaştığı, türkülerimiz aynı hisle fısıldandığı sürece, hiçbirimiz gurbette büsbütün yalnız değiliz.
Ekleme Tarihi: 25 Mayıs 2026 -Pazartesi

BİR TÜRKÜ BİR BAYRAM

Aziz dostlar, kalbi memleket hasretiyle çarpan, ruhu sılaya ayarlı aziz ruhlar... Dinleyin, kulak verin penceremizin pervazına konup gurbetin sitemini dünyaya fısıldayan o dertli misafire.

Tam da bu bayram sabahı, fonda Barış Manço’nun o hüzünlü, coşkulu ve çocuksu neşeyle bezeli "Bugün Bayram, erken kalkın çocuklar / Giyelim en güzel giysileri" nağmeleri yükselirken, gurbetin soğuk ve yabancı göğsünde bambaşka, apayrı bir ses yankılanıyor. Şarkı bize eskiyi, çocukluğumuzun o tertemiz, telaşlı ve neşe dolu bayram sabahlarını hatırlatıp içimizi tatlı bir huzurla doldururken, uzak iklimlerin bir ağaç dalında, kendi vatanının toprağını ve kokusunu arayan mahzun bir bülbülün gırtlağından dökülen nağmeler adeta ruhumuzu sarsıyor.

O bülbül ki, takvimin bu en mukaddes, en ışıltılı gününde göğsünde hem bayramın getirdiği o kutsal, asil sevinci taşıyor hem de sevdiklerinden, ait olduğu topraklardan uzakta olmanın getirdiği o kurşun gibi ağır hüzünle kavruluyor. Bir yanda bayramın manevi neşesi, diğer yanda yalnızlığın o buruk sızısı; her iki duygu da o küçücük gövdede devasa bir fırtınaya dönüşüyor.

Zamanın akıp giden nehrinde mevsimler döner, aylar yerini yeni aylara bırakır ve bayramlar her daim coşkunun, kucaklaşmanın, paylaştıkça çoğalan sevinçlerin adı olarak kapımıza dayanır. Fakat doğup büyüdüğü topraklardan uzakta, sıla hasretiyle yanan bir yürek için takvimin bu en güzel günleri bile bazen dalgalı, fırtınalı bir denize dönüşebilir. Bayram memlekette sevinç ve vuslat demekse, gurbette derin bir iç çekiş, pencere kenarında saklanan bir çift nemli gözdür. İşte tam bu kuşluk vaktinde, biz fonda o eski bayram şarkısının tanıdık tesellisine sığınırken, gurbetteki bülbül alelade bir şakıyışla değil, Anadolu’nun asırlık acılardan, ayrılıklardan ve yaşanmışlıklardan süzülüp gelmiş yanık bir türküsüyle ortak oluyor hislerimize. Onun gırtlağından dökülen her tınıda, memlekette bayram namazından çıkan babaların güven veren adımları, anne eli değmiş burcu burcu kokan bayram sofraları ve sokağı neşeyle dolduran çocuk cıvıltıları gizlidir. O ses yükseldikçe, gurbetin o soğuk, yabancı ve yüksek duvarları bir bir yıkılır; yerine sılada bırakılan o eski ahşap evlerin sıcaklığı, dostların samimi selamı gelir.

Neşeli bir çocuk şarkısıyla başlayan bu mukaddes sabah, bülbülün gırtlağından dökülen o yanık gurbet türküsüyle birleşince, mesafelerin acımasızlığı ve zamanın hoyratlığı bir kez daha kalbimize dokunur. Bülbül öttükçe içimizdeki hüzün ve sevinç asil bir arafta el ele tutuşur; ne tam anlamıyla kederlenebiliriz ne de doyasıya gülebiliriz. Onun nağmelerindeki o "yanıklık", sesinin gürlüğünden değil, gurbette geçirilen bayramların o tarifsiz, mahzun muhasebesindendir. Bir yanımız eksik, bir yanımız dünden razı bir şekilde, sadece o yanık ezgilerin tesellisine tutunuruz.

Bu bayram da dünyanın neresinde olursa olsun gurbet bağının bülbülleri ötmeye, kalbimizi hem neşeyle hem kederle titretmeye devam edecek. Varsın mesafeler olsun, varsın yollar uzasın; yüreğinde memleket sevdası taşıyan, bayramı o yanık türkülerin sıcaklığıyla sarıp sarmalayan ve hasreti asil bir duruşla göğüsleyen her mahzun ruha sılalardan bin selam olsun.

Unutmayalım ki, sesimiz memlekete ulaştığı, türkülerimiz aynı hisle fısıldandığı sürece, hiçbirimiz gurbette büsbütün yalnız değiliz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirinsesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.