Bazı aşklar tamamlanmak için değil, insanın içinde kalmak için vardır. Öyle bir yerde dururlar ki, ne ileri gidersin, ne de geri dönebilirsin. Ne tam sevdim dersin, ne de hiç sevmedim diyebilirsin. Çünkü bazı duygular başlarken biter, bazıları hiç başlamadan büyür.
Yarım kalmış bir aşk, görünürde bir eksikliktir belki. Ama zamanla insan fark eder: O eksiklik, içini tamamlayan en derin hislerden biridir. Yarım kalanlar, tam yaşanmışlardan daha çok yer eder hafızada. Çünkü hayal tamamlar her eksikliği, özlem derinleştirir her anı.
Birbirine “bir gün” demiş iki insan düşün. Ama o gün hiç gelmemiştir. Kelimeler boğaza dizilirken susulmuş, cesaret yerine gurur seçilmiş, ya da zaman, o iki insanı farklı hayatlara savurmuştur. Ve yine de, o “bir gün” hâlâ kalptedir. Silinmemiştir, sadece yaşanmamıştır. Aşkın en çok da sustuğu yerde büyüdüğüne inanırım. Konuşulmamış cümlelerde, yazılmamış mektuplarda, belki hiç gönderilmemiş bir mesajın bekleyen satırlarında.
İnsan bazen birini sever, ama onunla bir ömür geçirmeye değil, bir ömrün eksik kalan yanını onunla taşımaya mahkûm olur. Ve bunu kabullenmek, aşktan vazgeçmek değil; aşkın başka bir biçimine dönüşmektir.
Çünkü aşk sadece yaşanmakla bitmez. Bazen yaşanamadan kalır ve işte o zaman gerçek olur. Hiç gerçekleşmemiş bir ihtimal kadar derin, hiç tutulmamış bir el kadar soğuk, ama hep varmış gibi sıcak kalır. Zaman geçer. Yollar ayrılır. Adı bile anılmaz olur bazen. Ama gecenin bir vakti, bir şarkı çalar bir yerden ya da bir koku gelir burnuna, birdenbire hatırlarsın.
İçinde bir yer acır mı bilmem, ama bildiğim şu: O acı, senin hâlâ insan olduğuna, hâlâ sevebildiğine dair bir izdir. Ve işte bu yüzden… Yarım kalan aşklar hiçbir zaman gerçekten bitmez. Sadece başka bir dilde yaşamaya devam eder: Sessizlikte, rüyada, bir şiirin ortasında…