Dünya, içine doğduğumuz ve yollarını bulmaya çalışırken kaybolduğumuz devasa, sık ve uğultulu bir orman. Çoğumuz bu ormanın sık ağaçları, renkli çiçekleri, patikaları ve çalılıkları arasında bir ömür tüketiyoruz. Hangi patikadan gitsek, hangi meyveyi koparsak, hangi gölgede soluklansak diye didinip duruyor; ağaçların yapraklarındaki hışırtıyı mutlak bir gerçeklik sanıp gölgelerin oyununa aldanıyoruz. Fakat bir an geliyor ki, kalbin üzerindeki o kalın perde, rüzgarın önündeki bir sis bulutu gibi dağılıyor. Gözün gördüğü sınırların ötesinde, kalbin o her şeyi olduğu gibi gören dipsiz nazarı açılıyor. İşte o an, bu devasa ormana baktığımda gördüğüm şey artık eski dünya olmuyor. Benim adım Merve. Bugün size, o sık ağaçların arasından değil, kalbimin açılan o sonsuz penceresinden, o büyük uyanıştan sesleniyorum.
Kalp gözü açılan bir insan için bu dünyanın renkleri yer değiştirir, tüm algıları altüst olur. İnsanlığın peşinden koştuğu, uğruna savaşlar verdiği, uykularını kaçırdığı ne varsa; makamlar, mallar, unvanlar, hatta o çok güvendiğimiz beşeri bağlar bile bir anda flu birer gölgeye dönüşür. Gözlerimi bu dünyaya çevirdiğimde, her şeyin üzerindeki o keskinlik kayboluyor; sanki her şey bir pusun arkasında, hızla akıp giden bir rüya sahnesi gibi silikleşiyor. Sadece bir tek şey kalıyor geriye; o pusun, o fluluğun ortasında capcanlı, dopdolu, sarsılmaz ve apaçık duran tek bir hakikat, yani Allah. O’nun dışındaki her şey, rüzgarda savrulan yapraklar gibi belirsizleşiyor. Bakıyorum da insanlar birbirini kırıyor, biriktiriyor, tüketiyor; oysa o hırsla sarıldıkları dünya, netliğini kaybetmiş bir fotoğraf karesinden farksız kalıyor. Sadece O var; her zerrede tecelli eden, ormanın her bir yaprağına can veren, ama kendisi zamandan ve mekandan münezzeh olan mutlak varlık. Diğer her şey ise sadece O’nun varlığıyla kaim olan fluluklardan ibaret.
Şimdi bu satırları okuyan sizlere, o fluluğun içinden çıkıp hakikate gözünü açmış bir ruhun feryadıyla seslenmek istiyorum. Ey insanlık! Bu derin ormanın içinde, nereye varacağı belli olmayan o gölgelerin peşinden ne zamana kadar koşacaksınız? Net sandığınız, sımsıkı tutunduğunuz o dalların aslında birer serap olduğunu ne zaman fark edeceksiniz? Aynaya baktığınızda gördüğünüz yüzleriniz, cebinizdeki paralar, gururlandığınız başarılarınız, hepsi ama hepsi kalp gözünün hizasına geldiğinde silinip gidiyor. Bir illüzyonun içinde, hakiki olanı unutup gölgelerle kavga ediyorsunuz; oysa ormanın derinliğinde yankılanan o eşsiz ses, size sürekli baki olanın yalnızca O olduğunu fısıldıyor.
Hayatı netleştirmek istiyorsanız, gözlerinizin gördüğüne değil, kalbinizin hissettiğine inanmak zorundasınız. Allah dışındaki her şeyi flu görmek bir mahrumiyet değil, aksine en büyük özgürlüktür. Çünkü insan, ancak her şeyin geçici ve bulanık olduğunu anladığında, o tek ve sonsuz olan Nur’a yönelir. Gelin, bu satırlar sizin için ormanın içinde bir durak olsun; şöyle bir durun, nefes alın ve etrafınıza bakın. Peşinden koştuğunuz o kaygılar, o hırslar şu an ne kadar net, yoksa kalbinizin derinliklerinde, onların aslında ne kadar silik olduğunu fısıldayan bir ses var mı? Unutmayın ki orman geçicidir, ağaçlar kurur, yollar silinir; geriye sadece ormanı var eden, onu ayakta tutan ve bizi her an izleyen o Yüce Yaradan kalır. Gözlerinizi fluluğa kapatın ki, kalbiniz hakikatin nuruyla aydınlansın.

