Aslında her şey, zihnimizin o bitmek bilmeyen uğultusundan yorulup bir "durak" aradığımızda başlar. Hani bazen insan, dünya denilen bu koca labirentte yönünü şaşırır da görünmez bir elin omzuna dokunup ona yolu fısıldamasını bekler ya; işte o eşikte durduğumuzda kalbimize düşen o kadim ışığın adıdır tefe'ül.
Modern zamanın her şeyi rakamlarla, istatistiklerle ve soğuk mantık kurallarıyla açıklamaya çalışan o gri dünyasından sıyrılıp; eşyanın ardındaki o ince manayı, o zarif tevafuku görme sanatıdır bu. Eskiler, başları sıkıştığında veya gönülleri darlığa düştüğünde "hadi bir hayır umalım" diyerek niyet eder, ellerini rafa uzatıp Kur'an-ı Kerim'in sayfalarını rastgele aralarlardı. Bu eylem, geleceği kontrol altına alma hırsıyla yapılan o karanlık ve kaba "fal"ın fersah fersah uzağında, tamamen bir teslimiyet ve hüsnüzan halidir. Çünkü falda bir zorlama, bir bilme iddiası vardır; tefe'ülde ise sadece bir "müjde" arayışı, bir "hayra yorma" zarafeti gizlidir.
Geçenlerde tam da böyle, ruhumun dar bir geçitten geçtiği, kelimelerin dahi lisanıma küstüğü bir akşamüstüydü. Masamın üzerinde duran, her satırı birer şifa membaı olan mushaf-ı şerife ilişti gözüm. İçimde hem bir merak hem de çocuksu bir sığınma isteğiyle elimi kitaba uzattım. "Niyetim hayır, akıbetim hayır olsun," diyerek sayfaları usulca araladım. Karşıma çıkan ilk ayet-i kerime, sanki yüzyıllar ötesinden süzülüp tam o anki yaramın üzerine bir merhem gibi sürüldü: "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah, 5-6) O an odadaki hava değişti, omuzlarımdaki o görünmez yükün hafiflediğini hissettim. İşte burası, aklın bittiği ve "vaktin ilmi"nin başladığı yerdir. O an açılan sayfa aslında bir tesadüf değil, senin niyetinin saflığına kainatın sahibi tarafından verilen bir cevaptır. Tasavvufun o derin ikliminde tefe'ül, sadece bir kağıt parçasını çevirmek değil, aslında kainatın kalbiyle kendi kalbin arasındaki o gizli teli titretmektir.
Kelamullah'ın o sonsuz ufkundan süzülen bu irfan, asırlarca dertlilerin derman aradığı birer sığınak olmuştur. Bir düşünün; matbaa mürekkebiyle basılmış bir harf topluluğu, nasıl olur da sizin en mahrem, en kimsesiz kalmış sancınızı bilir? Kâinat, okumasını bilen için her an taze, her an diri bir mektuptur; bazen bir kuşun kanat çırpışından, bazen bir çocuğun dudaklarından dökülüm masum bir kelimeden, bazen de bir sahaf dükkânında karşımıza çıkan eski bir cildin ilk satırından bize göz kırpar. Bizim medeniyetimiz, her şeyi hayra yormak üzerine kuruludur; çünkü biliriz ki, kişi neyi umarsa onunla rızıklanır ve âlem, insanın niyetinin rengine boyanmış devasa bir aynadan ibarettir. Bugün her yanımızı kuşatan o dijital gürültüden, bitmek bilmeyen gelecek kaygılarından ve "ne olacak bu halimiz" sancılarından bir anlığına başımızı kaldırıp bu zarif geleneğe sığınmak gerek belki de.
Kendinizi bir boşlukta hissettiğinizde, zihninizdeki o cevapsız soruların altında ezildiğinizde; bir kitap seçin, kalbinizi o kitaba misafir edin ve sayfaları usulca aralayın. Karşınıza çıkan ilk mısrada veya ayette, belki de size "korkma, bu gece de geçer" diyen bir ses duyacaksınız. Bu, bir kâğıt parçasının gücü değil, senin o hayırlı beklentinin bereketidir. Zira tefe'ül eden, yani her hadiseyi iyiliğe, güzelliğe ve umuda tahvil eden insan; aslında kaderin o sert çizgilerini yumuşatan, dünyayı daha yaşanılır kılan kimsedir…
Unutmayın dostlar, hayat sadece gördüğümüzden ibaret değil; biz yeter ki hayra niyet edelim, o araladığımız her sayfa bize mutlaka bir dost selamı, bir gönül ferahlığı sunacaktır. Sahi, bugün kalbinizin hangi sayfasını açtınız ve o sayfa size hangi umudu fısıldadı?

