Karmaşık insanlar… Onlar, ruhlarının içinde saklı odaları olan eski bir konak gibidir. Her odada başka bir mevsim yaşanır; birinde ilkbaharın umut dolu kokusu, diğerinde kışın yalnızlığı ve derin sessizliği.
Yüzlerine baktığınızda gördüğünüz şey, çoğu zaman bir maske ile gerçek duyguların incecik sınırında durur. Bir tebessümün ardında gizlenen kırgınlık, bir bakışın içinde saklı bir çağrı… Onlar, hem kalmak ister hem de gitmeyi düşünür; hem sevilmeyi arzular hem de dokunulmamayı…
Kalplerinde yarım kalmış hikâyeler yaşar; kimisi bir şarkının ortasında susmuş, kimisi bir vedanın eşiğinde donup kalmış. Duyguları tek bir renge sığmaz; gün doğumunda bahar çiçekleri gibi açar, gece yarısında fırtınalı denizler gibi kabarır. Kendilerini anlatmak istediklerinde kelimeler yetmez; çünkü dilleriyle anlattıklarından çok, sessizlikleriyle söylerler.
Karmaşık insanlar, anlaşılmak ister ama tamamen anlaşıldıklarında içten içe ürkerler. Çünkü anlaşılmak, bazen çıplak kalmak gibidir; tüm savunmaların çözülmesi, tüm yaraların görünmesi demektir. O yüzden, size yaklaştıklarında bile araya ince bir sis perdesi bırakırlar.
Ama eğer sabırla beklerseniz, size kalplerinin gizli bahçesini açabilirler. O bahçede, geçmişten kalan solmuş yaprakların arasında hâlâ taze kokan çiçekler vardır. Ve işte o an anlarsınız ki, karmaşık insanlar düğüm değil; çözülmek için değil, hissedilmek için vardır. Onları sevmek, bir labirentin içinde yönünüzü unutarak yürümek gibidir ama kaybolmanın bile güzel olduğu bir labirent..