Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Merve NAVRUZ
Köşe Yazarı
Merve NAVRUZ
 

AH ŞU ELLER

Bu başlığı görüp de aklına türkü gelmeyen veya kafasında bir melodi duymayan yoktur bence. Öyleyse arka fonda çalan gurbet türküsü eşliğinde okuyunuz bu yazımı… Kalabalıkların en gürültülü yerinde bile insan kendini bu kadar sessiz hissedebiliyormuş meğer. Herkesin birbirine benzediği, yüzlerin çoğaldığı ama anlamın eksildiği bir yerde, kalp kendi içine doğru çekiliyor. Aynı dili konuşan insanların arasında yabancı kalmak, uzak bir memlekette olmaktan daha ağır bir gurbet bırakıyor insanda. Çünkü insan en çok, anlaşılmadığı yerde üşüyor. Gurbet her zaman bir yolculuk değildir. Bazen insan yerinden hiç kıpırdamaz ama ruhu çoktan yola çıkmıştır. Aynı sokaklarda yürür, aynı kapılardan girip çıkar, aynı selamları alır verir; fakat içindeki boşluk büyür. Çünkü gurbette olmak, yalnızca uzak olmak değil, yakınken de dokunamamaktır. El olanların içinde yaşamak zordur. Herkes sana bakar ama seni görmez. Herkes seni dinler gibi yapar ama kelimelerin daha ağzından çıkmadan hükmünü vermiştir. Sorular sorulur, cevaplar beklenir; fakat asıl ihtiyaç olan anlayış kimsenin cebinde yoktur. Elalem bilir, elalem konuşur, elalem ölçer tartar. Ama elâlemin terazisi hep başkasının kalbiyle çalışır. İnsan böyle zamanlarda içine kapanır. Çünkü anlatmanın bir karşılığı olmadığını öğrenir. Her cümle yarım kalır, her his eksik anlaşılır. Bir süre sonra susmak, kendini savunmaktan daha güvenli gelir. Sessizlik bir siper olur; insan kendini orada saklar. Herkesin ortasında ama kimseye ait olmadan. Gurbetin en ağır yanı, alışmaktır. Alışmak, insanın içindeki itirazı susturmasıdır biraz. “Böylesi de olur” demeye başlamak, kalbin kendi sesini kısmaktır. Oysa insan, bazı şeylere asla alışmamalıdır: Sevilmediği hâlde sevilmiş gibi davranmaya, anlaşılmadığı hâlde anlatmaya çalışmaya, yalnızlığı kalabalık sanmaya… El olanlar çoğaldıkça, insan kendi kendine yetmeyi öğrenir. Bu bir güç müdür, yoksa mecburiyet mi, ayırt etmek zordur. Kendi derdini kendi omzunda taşımak, kendi yarana kendin merhem olmak… Kimseye muhtaç olmamak gibi görünür ama aslında kimseye güvenememektir çoğu zaman. Gurbet, insanın içini evine benzetmesidir. Perdeler kapalıdır, ışık loştur. Herkes giremez. Çünkü içeri giren ya dağıtmıştır ya da anlamadan çıkıp gitmiştir. Bu yüzden kapılar az kişiye açılır, hatta çoğu zaman kimseye değil. Ama yine de insan kalbi tuhaf bir şeydir. Ne kadar kırılırsa kırılsın, umut etmeyi bırakmaz. Bir gün bir cümle gelir diye bekler. Yargısız, acele etmeden, gerçekten… “Anlıyorum” diyen bir cümle. Belki o gün gelmez ama beklemek, insanı hayatta tutar. Elalem hep elâlem kalır. Gurbet bazen bitmez. Ama insan, kendine küçük bir memleket kurmayı öğrenir zamanla. Bir kelimede, bir duada, bir hatırada… Belki de en gerçek ait oluş, insanın kendi yüreğine verdiği sözdür: “Kimse anlamasa da ben kendimi yarım bırakmayacağım.” Ve işte o zaman, kalabalıkların ortasında bile insan, üşümemeyi öğrenir. Türküyü kapatıp gözyaşınızı silebilirsiniz…
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

AH ŞU ELLER

Bu başlığı görüp de aklına türkü gelmeyen veya kafasında bir melodi duymayan yoktur bence. Öyleyse arka fonda çalan gurbet türküsü eşliğinde okuyunuz bu yazımı…

Kalabalıkların en gürültülü yerinde bile insan kendini bu kadar sessiz hissedebiliyormuş meğer. Herkesin birbirine benzediği, yüzlerin çoğaldığı ama anlamın eksildiği bir yerde, kalp kendi içine doğru çekiliyor. Aynı dili konuşan insanların arasında yabancı kalmak, uzak bir memlekette olmaktan daha ağır bir gurbet bırakıyor insanda. Çünkü insan en çok, anlaşılmadığı yerde üşüyor.

Gurbet her zaman bir yolculuk değildir. Bazen insan yerinden hiç kıpırdamaz ama ruhu çoktan yola çıkmıştır. Aynı sokaklarda yürür, aynı kapılardan girip çıkar, aynı selamları alır verir; fakat içindeki boşluk büyür. Çünkü gurbette olmak, yalnızca uzak olmak değil, yakınken de dokunamamaktır. El olanların içinde yaşamak zordur. Herkes sana bakar ama seni görmez. Herkes seni dinler gibi yapar ama kelimelerin daha ağzından çıkmadan hükmünü vermiştir. Sorular sorulur, cevaplar beklenir; fakat asıl ihtiyaç olan anlayış kimsenin cebinde yoktur. Elalem bilir, elalem konuşur, elalem ölçer tartar. Ama elâlemin terazisi hep başkasının kalbiyle çalışır.

İnsan böyle zamanlarda içine kapanır. Çünkü anlatmanın bir karşılığı olmadığını öğrenir. Her cümle yarım kalır, her his eksik anlaşılır. Bir süre sonra susmak, kendini savunmaktan daha güvenli gelir. Sessizlik bir siper olur; insan kendini orada saklar. Herkesin ortasında ama kimseye ait olmadan. Gurbetin en ağır yanı, alışmaktır. Alışmak, insanın içindeki itirazı susturmasıdır biraz. “Böylesi de olur” demeye başlamak, kalbin kendi sesini kısmaktır. Oysa insan, bazı şeylere asla alışmamalıdır: Sevilmediği hâlde sevilmiş gibi davranmaya, anlaşılmadığı hâlde anlatmaya çalışmaya, yalnızlığı kalabalık sanmaya…

El olanlar çoğaldıkça, insan kendi kendine yetmeyi öğrenir. Bu bir güç müdür, yoksa mecburiyet mi, ayırt etmek zordur. Kendi derdini kendi omzunda taşımak, kendi yarana kendin merhem olmak… Kimseye muhtaç olmamak gibi görünür ama aslında kimseye güvenememektir çoğu zaman. Gurbet, insanın içini evine benzetmesidir. Perdeler kapalıdır, ışık loştur. Herkes giremez. Çünkü içeri giren ya dağıtmıştır ya da anlamadan çıkıp gitmiştir. Bu yüzden kapılar az kişiye açılır, hatta çoğu zaman kimseye değil.

Ama yine de insan kalbi tuhaf bir şeydir. Ne kadar kırılırsa kırılsın, umut etmeyi bırakmaz. Bir gün bir cümle gelir diye bekler. Yargısız, acele etmeden, gerçekten… “Anlıyorum” diyen bir cümle. Belki o gün gelmez ama beklemek, insanı hayatta tutar.

Elalem hep elâlem kalır. Gurbet bazen bitmez. Ama insan, kendine küçük bir memleket kurmayı öğrenir zamanla. Bir kelimede, bir duada, bir hatırada…

Belki de en gerçek ait oluş, insanın kendi yüreğine verdiği sözdür: “Kimse anlamasa da ben kendimi yarım bırakmayacağım.”

Ve işte o zaman, kalabalıkların ortasında bile insan, üşümemeyi öğrenir.

Türküyü kapatıp gözyaşınızı silebilirsiniz…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seydisehirinsesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
mekan bizim almanya chat sohbet cinsel sohbet sohbet mobil sohbet dini chat plastik çember