Ben ziraat mühendisi Mustafa Yüksel. Yıllardır toprağın, suyun ve üreticinin içindeyim. Bu yüzden Suğla Gölü konuşulurken meseleyi uzaktan değil, bizzat yaşayanların gözünden değerlendirmek zorundayım.
Malumunuz Suğla Gölü 2003 yılında inşa edildi. Aradan geçen 23 yıl boyunca bu göl, ne yazık ki bereketiyle değil; kimi zaman susuzluk, kimi zaman su baskınları, çoğu zaman da sahipsizliği ile gündeme geldi. Bir türlü dengesi tutturulamayan, planlaması yapılamayan bir sistemle karşı karşıyayız.
Arvana ve Susuz Mahallesi üreticilerine sorun. Yıllarca hububat ektiler, sel bastı. Tarlalar göle döndü, emek boşa gitti. Bahar geldi, yeniden ektiler; bu kez verim düştü. Gübre gitti, mazot gitti, alın teri gitti. Üstelik bütün bunlar suyun bol olduğu dönemlerde yaşandı. Çünkü Suğla Gölü’ne gelen sel sularını aktaracak pompa kapasiteleri yetersizdi. DSİ suları göle alamadı, sular ovada kaldı, çiftçi zarar etti.
O yıllarda çiftçiye “geçmiş olsun” denildi, zararlar ödendi. Ama kimse dönüp “Bu iş her yıl böyle olacak, gelin kökten çözelim” demedi. Üç kuruşluk yatırımla pompa kapasitesi artırılmadı. Selin faturası ödenmeyi göze alındı ama çözüm üretilmedi.
Bugün ise başka bir tabloyla karşı karşıyayız: kuraklık.
Toroslar’dan çıkan kış suları, Arvana Mahallesi’ndeki Fası Boğazı’ndan akıyor. Peki nereye gidiyor bu sular? Düdenlere.
Hem de tam 23 yıldır.
Yetkililere bu durumu sorduğumuzda aldığımız cevap düşündürücü:
“Bu pınarın suyunu Suğla Gölü’ne aktaracak kapasitede pompalar yok.”
Yani onlarca milyon metreküp su, sırf yatırım yapılmadığı için göz göre göre kaybediliyor. Bugün susuzluktan yakınan bir bölgede, suyun düdenlere akıtılması akılla, bilimle, vicdanla açıklanamaz.
Bir diğer mesele de adalet duygusudur. Suğla Gölü yıllarca Çumra’ya hizmet etti. Elektrik pompalarının faturalarını uzun süre Çumra Sulama Birliği ödedi, hâlen de ödüyor. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak yıllarca Seydişehir üreticisinin yaşadığı zararların görmezden gelinmesi artık kabul edilemez.
Şunu açıkça ifade ediyorum:
O eski dönem geride kaldı.
Bundan sonra Suğla Gölü’nün suyu önce Seydişehir, Yalıhüyük ve Ahırlı’ya, artarsa Çumra’ya akacaktır. Bu bir restleşme değil, hak arayışıdır. Artık bu bölgenin üreticisi hakkını sadece tarlada değil, bürokraside de arayacaktır.
Çünkü mesele sadece su meselesi değildir.
Bu, 23 yıllık bir ihmalkârlığın, bir acziyetin ve bir yönetim zafiyetinin hesabıdır.
Sular düdenlere akarken, üreticinin susuzluğa mahkûm edilmesine artık kimse sessiz kalmayacaktır.

