İnsan; sınırlı aklıyla, korkularıyla ve kaygılarıyla kaldığında yahut yönetilen algılarıyla ona dayatılan sahte ihtiyaç listelerini gerçek sandığında; kendisini sıkışmış ve baskı altında kalmış hisseder!
Aristoteles; “Poetika” adlı eserinde;
“Tragedyanın ödevi, uyandırdığı acıma ve korku duygularıyla ruhu tutkulardan temizlemeyle sonuçlanan ünlü katarsis olayına yol açar.” Diye bahseder.
Katharsis; Antik Yunanca kökenli, “arınma”, “temizlenme”, “pirüpak” manalarında bir kavram olup, bastırılmış duygulardan arınmak üzere yaşanan içsel bir boşalma sürecini ifade eder.
Tragedyanın merkezinde de; bir zaafın, bir aşırı tutkunun ya da verilen bir boşluğun; kişiyi nasıl yıkıma götürdüğü işlenir. Böylece insan, bir başkasının acısında kendisini görerek yüklerini fark eder.
…
Aslında insan; acıma, üzülme korku gibi ruhsal tutsaklıklar içindeyken; hep kendi kendine zulm eder!..
Oysa Gönlün sınırsızlığında yaşayan için; tüm korkulardan, kaygılardan ve ruhun tutsaklıklarından arınmış olarak; şaşmaz bir Eminlik içinde, özgüven ve cesaretle Dip’ten hissederek yaşamak vardır!..
Ve gönlüne yaklaştıkça insan; her bir adımda “Havf ve Reca” dengesinde, arzuların doymak bilmeyen taşkınlığından ve korkuların karanlık girdabından uzakta kalır.
Elbette İnsan Nefs Mücadelesinde, gönül eşliğinde aydınlık üzere yürürken; kurtuluşunu engelleyen ve korkularından beslenen karanlık yönleriyle de yüzleşir.
Bu karanlıklar; insanın üzerinde baskın bir zulüm kurarak; kimi zaman trajik durumlara düşmesine ve hakikatten uzaklaşmasına neden olur.
İşte insanın, bu karanlıklardan “arınması, temizlenmesi” ve manevi yücelmeye dair; Gönlünün ışığını yakmaya ve DİP’ten aydınlık vererek, o Işığın gökyüzüne temas etmesini sağlayan İnsan-ı Kamil olmaya hakikatli gönül vermesi ile birlikte,
Sınırsız Gönülde Sonsuz Aşk içinde olmak hallerine yükselmesi için uyarlamak da mümkündür!
Nitekim karanlık ışığın habercisidir ve Dip’ler; yalnızca karanlık değil, aynı zamanda ışığın filizlenmeye başladığı en derindeki eşiklerdir!…
…
Gönül üzerine bu yazdıklarımıza eşlik edecek nitelikte, Rabindranath Tagore’un “Gora” adlı kitabında ise şöyle yazar:
[… Gökyüzü kızıla boyanırken… (Gora) yeniden konuşmaya başladı: “Karşı koyulmaz, katlanılmaz, zalim ve korkunç bir uyanıştır bu… Bu uyanışı düşündüğümde, kalbim yerinden oynuyor sanki… İnsanın yapması gereken tek şey, Eski, alevler içinde yok olduğunda, bütün güzelliğiyle doğan Yeni’yi hayal edebilmektir. Bu kızıla boyanmış göğün ardında, boyunduruğundan kurtulmuş bir Gelecek’in parlayan Işıklarını görüyorum. Şimdi şu anda doğmakta olan şafakta görebiliyorum onu. Dinle, gelişini haber veren davul seslerini göğsümde duyabilirsin.” Bunu söylerken, elini aldı, kalbinin üstüne yerleştirdi.]
İşte, Tagore’un değindiği bu Işık, insanın gönlünün Işığı olarak; her bir yeni Gün’de ve her AN’da yenilenen bir ışıldama ve parıldamayla, elini göğsünün içine yerleştirip çıkarmasıyla oluşan Katharsis neticesinde, “pişmek” ve “olmak” süreçlerinden geçen insanın ulvi yücelişi ve yükselişidir!
Elbette en derinden inanan ve inandıran olması kaydıyla…
Nitekim, içindeki karanlıkla yüzleşen insan, o karanlıktan arınarak, hakikatin ışığıyla DİP’lerden yükselişe geçer...

