Konya Ovası bu yıl yağan yağmurla, düşen karla bir nebze nefes aldı. Tarlaya bakan çiftçinin yüzü uzun zaman sonra ilk kez biraz olsun güldü. PANKOBİRLİK Genel Başkanı Ramazan Erkoyuncu’nun da ifade ettiği gibi yağışlar umut verici. Ancak işin gerçeği şu ki; bu umut henüz yeterli değil.
Çünkü tarım sadece “yağmur yağdı, işler yoluna girdi” denilecek kadar basit bir mesele değil. Hele ki söz konusu olan Konya Ovası ise…
Yağış önemli, evet. Ama asıl belirleyici olan yağışın zamanı ve sürekliliği. Kışın yağan kar, toprağın can damarı. Yavaş yavaş eriyip toprağa sızıyor, yeraltı sularını besliyor. Baharda yağan yağmur ekinin çıkışını destekliyor. Ama yaz aylarında yağış yoksa, iş dönüp dolaşıp yine sulamaya geliyor.
İşte tam burada Konya’nın kronik sorunu bir kez daha karşımıza çıkıyor: Su.
Yeraltı suları her yıl biraz daha çekiliyor. Kuyular daha derine iniyor, maliyet daha da artıyor. Çiftçi zaten borçla üretim yaparken, bir de suya ulaşmak için ekstra yükün altına giriyor. Dış havzalardan su getirilmesi yıllardır konuşuluyor ama henüz kalıcı bir çözüm ortaya konabilmiş değil.
Yağışlar iyi gitti diye rehavete kapılmak en büyük hata olur. Çünkü yaz kurak geçerse, bugün sevinen çiftçi yarın yeniden kara kara düşünmeye başlar.
Ama mesele sadece su da değil…
Bugün çiftçinin en büyük yükü girdi maliyetleri. Gübre fiyatları zaten el yakıyor. Mazot ise adeta üretimin kaderini belirleyen bir kalem haline geldi. Traktör tarlaya çıkmadan önce çiftçi artık hesabı iki kez yapıyor. “Ekersem zarar mı ederim, ekmezsem mi?” sorusu hiç olmadığı kadar yüksek sesle soruluyor.
Mazota gelen her zam sadece çiftçiyi değil, nakliyeciyi de vuruyor. Ürün tarladan çıktıktan sonra sofraya gelene kadar geçen süreçte taşıma maliyetleri katlanıyor. Bu da doğrudan fiyatlara yansıyor. Yani mesele sadece üreticinin değil, tüketicinin de meselesi.
Bir başka gerçek daha var:
Çiftçi maliyetten kaçmak için gübreyi azaltırsa, verim düşer. Verim düşerse ürün azalır. Ürün azalırsa fiyat artar. Bu zincirin ucu dönüp dolaşıp herkesin cebine dokunur.
Bugün Konya Ovası’nda konuşulan konu aslında Türkiye’nin meselesidir. Tarımda sürdürülebilirlik sadece çiftçinin sırtına yüklenerek sağlanamaz. Desteklerin zamanında ve yeterli verilmesi, mazot ve gübre gibi temel girdilerde üreticinin rahatlatılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Özetle;
Toprak bu yıl umut verdi. Ama çiftçinin yükü hâlâ ağır.
Eğer suyu yönetemez, maliyetleri düşüremezsek; bugün yağan yağmurun yarın soframıza bereket olarak dönmesi de o kadar zor olur.
Unutmayalım…
Çiftçi ayakta kalırsa, memleket tok kalır.

