Bu topraklarda çiftçi, yıllardır gökyüzüne bakarak karar verir. Bulutun gelişine umut bağlar, rüzgârın yönünden mevsimi okur, toprağın kokusundan bereketin izini sürer. Seydişehir ovasında da durum farklı değil. Son yıllarda ise gökyüzüyle toprağın arasına giren bir başka gerçek var: Kuraklık planları, su kotaları, yönetmelikler ve kararlar… Çiftçinin kaderi artık sadece yağmura değil, masa başında alınan kararlara da bağlı.
Geçtiğimiz yıl kuraklık, Seydişehir’de birçok hanenin sofrasına doğrudan yansıdı. Borcunu ödeyemeyen, traktörünü satmak zorunda kalan, icra kapısını çalan çiftçiler oldu. Tarlada mahsul azaldı, ahırda yem pahalılaştı. Kısacası kuraklık, sadece toprağı değil, insanın içini de kavurdu. Bu yıl ise manzara daha karmaşık: Bir yanda uzun süredir özlenen yağışlar, diğer yanda “2026 sulama sezonunda su verilmeyecek” açıklaması…
Son haftalarda bölgede etkili olan yağışlar, kimi yerde sevinç oldu, kimi yerde felaket. Su baskınları hububat tarlalarına zarar verdi, ekili alanlar yer yer çamura gömüldü. Çiftçi bir yandan “Yağmur bereket” dedi, diğer yandan “Bu yağışın ardından sulama suyu verilmezse ne yapacağız?” sorusunu sormaya başladı. Çünkü tarım, sadece yağmurla yürümüyor. Özellikle Seydişehir Ovası’nda sulu tarım, üretimin bel kemiği.
Bugün gelinen noktada, Seydişehir Ziraat Odası ve mahalle muhtarlarının dile getirdiği tablo, rakamlarla da çarpıcı: Beyşehir Gölü’nde yaklaşık 4 milyar metreküp su olduğu ifade ediliyor. Suğla Gölü ve diğer depolama alanlarıyla birlikte sisteme dahil olan su miktarı yüz milyonlar seviyesinde. Buna karşın bölgenin talep ettiği su miktarı 50 milyon metreküp civarında. Rakamlar, “Hiç mi verilemez?” sorusunu doğal olarak gündeme getiriyor.
Üstelik geçmiş yıllar da hafızalarda. 2024’te Beyşehir Gölü’nden bölgeye su verildi. 2025’te ise sulama suyu verilmediği halde gölde ciddi bir seviye düşüşü yaşandığı açıklandı. Eğer su verilmediği halde göl seviyesi düşüyorsa, burada konuşulması gereken başka başlıklar da var demektir. Buharlaşma mı, farklı kullanım alanları mı, yoksa yönetimsel sorunlar mı? Çiftçi bu soruların cevabını istiyor. Çünkü mesele sadece “Bu yıl su var mı?” değil; “Bu su nereye gidiyor, nasıl yönetiliyor?” meselesidir.
Seydişehir’in sulama projeleri, Türkiye’nin en eski projeleri arasında. Bu topraklar yıllardır Beyşehir Gölü’nden gelen suyla üretim yaptı. Zaman içinde göl kotuyla ilgili alınan kararlar, çevre hassasiyetleri ve koruma öncelikleri, tarımın ihtiyaçlarıyla karşı karşıya geldi. Elbette doğayı korumak zorundayız. Göller kurumasın, ekosistem zarar görmesin. Ama tarımı tamamen yok sayan bir denge de sürdürülebilir değildir. Doğayı koruyalım derken çiftçiyi üretimden koparırsak, yarın o doğayı koruyacak insanı da bulamayız.
Bugün Seydişehir’de çiftçinin talebi çok net: “Tamam, sınırsız su istemiyoruz. Ama hayat damarımızı da kesmeyin.” 50 milyon metreküp, rakam olarak büyük gibi görünse de bölge tarımı için hayati bir miktar. Üstelik bu yıl sulu tarım alanlarının zaten azaltılması planlanıyor. Buna rağmen “hiç su verilmeyecek” denmesi, sahadaki gerilimi artırıyor. İnsanlar tarlasını nasıl ekeceğini, borcunu nasıl çevireceğini, önümüzdeki kışı nasıl çıkaracağını düşünüyor.
Şunu kabul edelim: Kuraklık sadece meteorolojik bir sorun değil; aynı zamanda bir yönetim meselesidir. Yağmurun ne zaman yağacağı bizim elimizde değil ama mevcut suyun nasıl paylaşılacağı bizim elimizde. Adaletli, şeffaf ve sahayı dinleyen bir su yönetimi, bugün Seydişehir’in en büyük ihtiyacıdır. Masada çizilen planların tarladaki karşılığını görmek zorundayız.
Eğer bu yıl yağışlara rağmen sulama suyu verilmezse, bunun sadece ekonomik değil, sosyal sonuçları da olacaktır. Köyden kente göç hızlanacak, üretimden kopan çiftçi başka işlerin peşine düşecek, tarım kültürü biraz daha zayıflayacaktır. Oysa Seydişehir’in gücü toprağındadır. Bu topraklar üretirse ilçe ayakta kalır, üretmezse sadece çiftçi değil, esnaf da, nakliyeci de, pazarcı da etkilenir.
Bugün yapılması gereken şey çok net: Kuraklığı bir kader gibi kabullenmek yerine, suyu adaletle yönetmek. Çevreyi korurken tarımı da yaşatacak bir denge kurmak. Seydişehirli çiftçinin istediği mucize değil; emeğinin karşılığını alabileceği bir üretim ortamı. Yağmur yağdı diye sevinmek yetmiyor artık. O yağmurun tarlaya can suyu olabilmesi için doğru kararlar gerekiyor.

