Ramazan ayı, sadece oruç tutulan bir zaman dilimi değil; paylaşmanın, hatırlamanın, gönüllerin yumuşadığı bir iklimdir. Bu yıl Ramazan’ı farklı kılan bir şey daha oldu: Yıllar önce söylenmiş bir ilahi, yeniden dillerde dolaşmaya başladı. Sokakta yürürken, bir dükkânın önünden geçerken, okul bahçesinde oynayan çocukların ağzından aynı ezgiyi duyar olduk. “Kâbe’de Hacılar” ilahisi, adeta Ramazan’ın sesi gibi her yere yayıldı.
Seydişehir’de de bazı okullarda öğrencilerin bu ilahiyle klipler çektiğini, Ramazan etkinlikleri yaptığını gördük. Çocukların neşeyle söylediği bu ilahi, aslında bize çok tanıdık bir duyguyu hatırlatıyor: Maneviyat. Günlük koşuşturma içinde unuttuğumuz, bazen geri plana ittiğimiz değerler, bir ilahinin birkaç mısrasında yeniden kalbimize dokunabiliyor.
Müzik, insan ruhuna seslenen güçlü bir araçtır. Yıllardır “Müzik ruhun gıdasıdır” der dururuz. Gerçekten de öyledir. Nasıl bedenimiz gıdaya muhtaçsa, ruhumuz da beslenmeye muhtaçtır. Kimi zaman bir türkü, kimi zaman bir şarkı, kimi zaman da bir ilahi insanın içini ferahlatır. Tasavvuf müziği ve ilahiler de eğlendirmekten çok, insanın iç dünyasına yöneliktir. Dinleyeni sakinleştirir, düşündürür, hatırlatır.
“Kâbe’de Hacılar” ilahisi de tam olarak bunu yapıyor. Küçük büyük herkesin diline dolanan bu ilahi, çocukların kolayca ezberleyebileceği bir sadeliğe sahip. Okullarda, evlerde, sokakta çocukların bu ilahiyi söylemesi aslında korkulacak değil; aksine üzerinde düşünülmesi gereken güzel bir tablo. Çünkü çocuklar ne görürse, ne duyarsa onunla büyüyor. Ramazan ayında manevi duygular içeren bir ezgiyle büyümeleri, yarınlara bırakılacak küçük ama anlamlı bir izdir.
Elbette geçmişte bu ülkede müzik üzerinden tartışmalar yaşandı. Alaturka mı alafranga mı, geleneksel müzik mi batı müziği mi derken, zaman zaman kendi değerlerimizi görmezden geldiğimiz dönemler oldu. Hatta bir zamanlar bazı müzik türleri radyolarda çalınmazdı, bazı sesler yasaklanırdı. Bugün geldiğimiz noktada ise çocukların cami ziyaretleri yapabildiği, ilahiler söyleyebildiği, Ramazan etkinliklerine katılabildiği bir ortam var. Bu tablo, toplumun değişen ve dönüşen yüzünü de gösteriyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayına yönelik etkinlikleri de bu anlamda dikkat çekti. Okullarda gönüllülük esasına dayalı olarak yapılan bu çalışmaların amacı; çocuklara paylaşmayı, yardımlaşmayı, merhameti ve birlik duygusunu hissettirmek. Seydişehir’de yapılan etkinliklere baktığımızda da, öğretmenlerin ve öğrencilerin bu sürece samimiyetle katıldığını görmek mümkün. Kimseye bir şey dayatılmıyor; isteyen katılıyor, isteyen izliyor. Asıl önemli olan, çocukların bu atmosferde güzel duygularla buluşması.
Bazen bir ilahi ya da bir ezgi, uzun uzun anlatılan nasihatlerden daha etkili olur. Çocuk, duyduğu sözleri belki tam olarak anlamaz ama o ses, o melodi kalbinde bir iz bırakır. Yıllar sonra bile hatırlanacak bir Ramazan anısı olur. Hepimizin çocukluğunda kulağımızda kalan bir ezgi yok mu? İşte bugünün çocukları için de “Kâbe’de Hacılar” belki böyle bir hatıra olacak.
Bu ilahi herkesin hoşuna gitmeyebilir. Müzik zevki kişiden kişiye değişir. Ancak birilerinin hoşuna gitmiyor diye, başkalarının gönlünü ferahlatan bir ezgiye de tepki göstermek doğru değil. Müzik ruhun gıdasıysa, herkes kendi ruhunun gıdasını seçer. Kimisi türküyle beslenir, kimisi sanat müziğiyle, kimisi de ilahiyle. Önemli olan, bu farklılıklara saygı gösterebilmektir.
Bugün Seydişehir sokaklarında, okul bahçelerinde çocukların bu ilahiyi söylemesi aslında bize şunu gösteriyor: Toplum hâlâ maneviyata aç. İnsanlar, özellikle de çocuklar, kalplerini ısıtan seslere ihtiyaç duyuyor. Ramazan ayı da bu ihtiyacı daha görünür hale getiriyor. Belki de yıllardır aradığımız şey çok yakınımızdaydı; bir ilahinin sade sözlerinde saklıydı.
Çocuklar okulda, bahçede, evde bu ilahiyi söylüyorsa, varsın söylesinler. Ruhları biraz olsun beslensin, gönülleri yumuşasın. Bu toprakların sesine kulak verenlere, samimiyetle söyleyenlere ve bu güzel iklimi çocuklara yaşatanlara selam olsun.

