Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da peş peşe yaşanan okul baskınları ve can kayıpları, Türkiye’de okul güvenliği meselesini bir kez daha ülke gündeminin en üst sırasına taşıdı. Yaşanan acı olayların ardından İçişleri Bakanlığı’nın 81 ilde başlattığı “yüksek güvenlik” uygulaması kapsamında artık okul önlerinde en az iki emniyet personeli görevlendirilecek. Öğrencilerin giriş ve çıkış saatlerinde sabit polis uygulaması, ilk bakışta güven verici bir adım gibi görünüyor. Ancak asıl sorulması gereken soru şu: Bu yeterli mi?
Biz bu sorunun cevabını Seydişehir özelinde düşünmek zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca büyükşehirlerde ya da olayların yaşandığı illerde değil; Anadolu’nun her ilçesinde, her okulunda aynı hassasiyetle ele alınmalı. Seydişehir’de de rutin güvenlik toplantıları yapılıyor, okul çevrelerinde denetimler gerçekleştiriliyor. İlçe protokolü, emniyet birimleri ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü belli aralıklarla bir araya gelerek değerlendirmelerde bulunuyor. Fakat toplum olarak artık rutin açıklamaların ötesinde, somut ve sürdürülebilir adımlar görmek istiyoruz.
Seydişehir’de zaman zaman özellikle lise çevrelerinde kavga, tehdit, şiddet ve asayiş olaylarına ilişkin haberler geliyor. Bu olayların bir kısmı okul bahçesinde, bir kısmı okul çıkışında, bazıları ise sosyal medya üzerinden başlayan gerilimlerin fiziksel çatışmaya dönüşmesiyle yaşanıyor. Her olaydan sonra kısa süreli önlemler alınıyor; devriye artırılıyor, nöbet noktaları sıklaştırılıyor. Ancak birkaç hafta sonra aynı sorunların yeniden gündeme gelmesi, geçici çözümlerin yeterli olmadığını açıkça gösteriyor.
Polisin okul önünde bulunması caydırıcıdır; evet. Ama güvenliği yalnızca polis sayısıyla ölçemeyiz. Çünkü okul güvenliği, sadece kapı önünde bekleyen üniformalı personel meselesi değildir. Asıl güvenlik, öğrencinin okulun içinde kendini huzurlu hissetmesiyle başlar.
Burada en kritik görevlerden biri rehberlik servislerine düşüyor.
Seydişehir’deki okullarda görev yapan rehber öğretmenler, öğrenciler arasındaki iletişim problemlerini, öfke kontrol sorunlarını, akran zorbalığını ve psikolojik baskıları ne ölçüde takip ediyor? Risk grubundaki öğrenciler için nasıl bir izleme mekanizması uygulanıyor? Ailelerle ne kadar etkili iş birliği kuruluyor? Bunlar kamuoyunun cevap beklediği sorular.
Çünkü bugün okul bahçesinde kavga eden iki öğrencinin sorunu, yalnızca disiplin cezasıyla çözülemez. O kavganın altında aile içi sorunlar, sosyal baskılar, ekonomik sıkıntılar, dijital zorbalık ya da psikolojik travmalar olabilir. Rehberlik hizmetleri tam da bu noktada devreye girmeli; sadece kriz anında değil, kriz oluşmadan önce önleyici rol üstlenmelidir.
Bir diğer önemli konu ise okul çevrelerinin fiziki yapısıdır. Bazı okul bölgelerinde kamera sistemleri yetersiz, giriş çıkış kontrolleri zayıf, çevre aydınlatmaları eksik. Güvenlik tedbirleri yalnızca personel görevlendirmesiyle sınırlı kalırsa, sistem eksik kalır. Teknolojik altyapının güçlendirilmesi, okul çevresindeki metruk alanların denetlenmesi, riskli noktaların yeniden planlanması gerekiyor.
Şimdi gözler Seydişehir protokolünde.
Kaymakamlık, İlçe Emniyet Müdürlüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve okul idarelerinin önümüzdeki süreçte nasıl bir yol haritası çizeceği büyük önem taşıyor. Sadece olay olduktan sonra müdahale eden değil, olay yaşanmadan önleyen bir model oluşturulmalı. Belki her okul için ayrı risk analizi hazırlanmalı; belki rehber öğretmen, polis ve veli temsilcilerinden oluşan ortak kriz komisyonları kurulmalı.
Unutulmamalı ki; güvenli okul, sadece öğrenciyi değil toplumu korur.
Bizler de yerel basın mensupları olarak bu sürecin takipçisi olacağız. Yapılan toplantıları, alınan kararları, sahadaki uygulamaları izlemeye devam edeceğiz. Çünkü çocuklarımızın güvenliği, hiçbir kurumun tek başına taşıyabileceği bir yük değil; bu, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Seydişehir’in çocukları korkuyla değil, güvenle okula gitmeli.
Ve artık geçici tedbirler değil, kalıcı çözümler konuşulmalı…

