Bazen yazdığınız satırların yerine ulaşıp ulaşmayacağını bilemezsiniz.
Özellikle Anadolu'nun bir ilçesinde gazetecilik yapıyorsanız, kaleminizden çıkan cümlelerin Ankara'nın koridorlarına kadar uzanması kolay değildir. Yine de yazmak gerekir. Çünkü gazetecinin görevi sadece haber yapmak değil, gördüğünü kayda geçirmek ve kamu adına konuşmaktır.
Geçtiğimiz cumartesi günü İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi, memleketi Seydişehir'de çeşitli ziyaretlerde bulundu. Elbette bir bakanın ilçemize gelmesi, sorunları yerinde görmesi ve vatandaşlarla buluşması önemlidir. Ancak ziyaret sonrasında konuşulanlar, yapılan temaslardan çok yerel basının karşılaştığı tablo oldu.
Programın ilk anlarından itibaren oluşturulan yoğun güvenlik ve organizasyon düzeni içerisinde yerel gazeteciler kendilerine neredeyse yer bulamadı. Bakanlık ekibi, ulusal medya kuruluşları ve ajanslar çalışmalarını sürdürürken, yıllardır bu ilçenin gündemini takip eden yerel basın mensupları birçok noktada maalesef geri planda bırakıldı.
Bu kapsamda üzüntü veren gelişmelerden biri ise görevini yapmak isteyen yerel bir gazetecinin toplantı salonundan hoş olmayan bir şekilde çıkarılması oldu. Olayın nasıl geliştiği elbette farklı şekillerde anlatılabilir. Ancak ortada değişmeyen bir gerçek var; görevini yapmaya çalışan bir gazetecinin böyle görüntülerle gündeme gelmesi hiç kimseye yakışmıyor.
Kaymakamlık ziyaretinin ardından belediye önündeki programda da benzer sıkıntılar yaşanınca birçok meslektaşımız ziyaretin kalan bölümünü takip etmeme kararı aldı. Çünkü haber üretmenin temel şartı olan erişim imkânı büyük ölçüde ortadan kalkmıştı.
Şunu özellikle ifade etmek isterim; yaşananların doğrudan Sayın Bakan'ın bilgisi veya talimatıyla gerçekleştiğini düşünmüyorum. Zira toplantı salonunda yaşanan karmaşanın bakanın fark etmesi sonrası iki gazeteci salonda kalabildi. Çoğu zaman sahadaki aşırı tedbir anlayışı, yöneticilerin arzu etmediği sonuçlar doğurabiliyor. Güvenlik elbette vazgeçilmezdir. Fakat güvenlik ile iletişimin tamamen kesilmesi arasında ince ama önemli bir fark vardır.
Yerel basın sadece fotoğraf çeken ya da protokolü takip eden insanlar değildir. Bizler bu şehrin sokaklarını, mahallelerini, esnafını, çiftçisini ve gençlerini her gün dinleyen insanlarız. Vatandaşın beklentisini de eksikliğini de en yakından bilen yine yerel gazetecilerdir.
Bu arada ziyaretle ilgili akıllarda bazı sorular kaldı.
Seydişehir'in hangi öncelikli meseleleri Sayın Bakan'a aktarıldı?
İlçenin uzun süredir çözüm bekleyen hangi sorunları masaya yatırıldı?
Konya milletvekilleri, iktidar partisi ilçe yönetimi ve diğer yetkililer hangi talepleri dile getirdi?
Bu ziyaret sonunda Seydişehir adına hangi somut kazanımlar elde edildi?
Bu soruların cevaplarını öğrenmek aslında kamuoyunun en doğal hakkıdır. Yerel basın da tam olarak bu görevi yerine getirmek için vardır.
Bizim beklentimiz ayrıcalık görmek değildir. Haber peşinde koşarken kimsenin önüne geçmek de istemiyoruz. Tek isteğimiz, kamu görevimizi yerine getirebileceğimiz makul şartların sağlanmasıdır.
Çünkü yerel basın, bulunduğu şehrin hafızasıdır. O hafızayı görmezden gelmek, aslında şehrin sesini kısmaktır.
Dileğimiz odur ki bundan sonraki ziyaretlerde yerel basın bir engel olarak değil, vatandaş ile devlet arasında kurulan en önemli iletişim kanallarından biri olarak değerlendirilir. Birkaç dakikalık bir buluşma, birkaç soruluk bir sohbet bile hem gazeteciler hem de kamuoyu açısından çok daha verimli sonuçlar doğuracaktır.
Çünkü yerel gazeteciyi dinlemek, aslında o şehirde yaşayan binlerce insanın sesine kulak vermektir.

