Konya Ovası’nın su sorunu artık rakamlarla, raporlarla anlatılacak bir mesele olmaktan çıktı; bizzat yaşadığımız bir gerçek haline geldi. Seydişehir çiftçisi için kuraklık, yalnızca yağmurun az yağması değil; tarlada ürünün yanması, borcun artması, geleceğin belirsizleşmesi demek. Geçtiğimiz yaz yaşanan sıkıntılar, hepimize açık bir uyarıydı: Su yoksa tarım da yok.
Bu yüzden Devlet Su İşleri tarafından Seydişehir’de başlatılan ve 60 derin kuyu için şantiye kurulmasını içeren çalışma, sıradan bir yatırım değil; bölge tarımı için hayati bir adımdır. 2026 sulama sezonuna yetiştirilmesi hedeflenen bu projeyle, üreticinin yaşadığı su sıkıntısının bir nebze olsun hafifletilmesi amaçlanıyor. Geçtiğimiz yıl açılan deneme kuyularının ardından bu ölçekte bir çalışmaya geçilmesi, sorunun artık ciddiyetle ele alındığını gösteriyor.
Öte yandan mesele yalnızca Seydişehir’le sınırlı değil. AK Parti’nin 2025 yılı değerlendirme toplantısında konuşan AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, Konya’nın Türkiye’nin tahıl ambarı olduğuna dikkat çekerek, bölgede yaşanacak bir su krizinin tüm ülkeyi etkileyeceğini açıkça ifade etti. Baykan’ın da vurguladığı gibi, Türkiye’nin 2030 yılında ciddi bir su stresi yaşayacağı artık bilinen bir gerçek ve bu nedenle bugünden tedbir almak zorundayız.
Milletvekili Baykan’ın sözlerinde altı çizilen bir diğer önemli konu ise Konya Ovası Projesi (KOP) oldu. Barajlar, tüneller ve su depolama yapılarıyla yaklaşık 400 milyon metreküp suyu biriktirecek altyapının büyük ölçüde tamamlandığı ifade edildi. Beyşehir ve Ermenek havzalarından Konya Ovası’na yapılması planlanan su takviyeleri de umut verici gelişmeler arasında. Tüm bu yatırımlar, Seydişehir’i de doğrudan ilgilendiriyor.
SUYU SADECE BULMAK DEĞİL, DOĞRU KULLANMAK ZORUNDAYIZ
Ancak burada gözden kaçırmamamız gereken bir gerçek var: Açılan her kuyu, yapılan her baraj sonsuz bir kaynak anlamına gelmiyor. Yeraltı sularının bilinçsiz kullanımı, obruklar ve toprak çöküntüleriyle zaten bizi uyarıyor. Bugünü kurtarırken yarını kaybetmemek için suyu sadece bulmak değil, doğru kullanmak zorundayız.
Bu noktada sorumluluk yalnızca devlette değil; çiftçide, üreticide, hatta evinde musluğu açık bırakan herkesdedir. Vahşi sulama yöntemleriyle artık yol almamız mümkün değil. Damlama ve modern sulama sistemleri bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü su artık bollukla değil, emanet bilinciyle yönetilmelidir.
Ayrıca tarımsal planlama yapılırken, suyu çok tüketen ürün desenlerinin yeniden gözden geçirilmesi de kaçınılmaz hale gelmiştir. Seydişehir’de ve Konya Ovası genelinde, mevcut su kapasitesine uygun ürünlerin teşvik edilmesi, hem çiftçinin kazancını hem de kaynakların korunmasını sağlayacaktır. Aksi halde kısa vadeli kazançlar, uzun vadeli kayıplara dönüşecektir.
BU TOPRAKLARDA ARTIK EN STRATEJİK ÜRÜN SUDUR
Unutmamak gerekir ki su meselesi sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de meselesidir. Bugün attığımız her adım, çocuklarımızın yarın bu topraklarda üretip üretemeyeceğini belirleyecek. Kuyular açılabilir, barajlar yapılabilir; fakat bilinç olmazsa, bu yatırımlar da bir noktadan sonra yetersiz kalır.
Seydişehir’in toprağı verimli, çiftçisi çalışkan. Ama bu emeğin karşılık bulması suya bağlı. Bugün atılan adımlar doğru kullanılırsa yarın umut olur; yanlış kullanılırsa sadece geçici bir rahatlama sağlar. Unutmayalım: Bu topraklarda artık en stratejik ürün sudur. Suyu koruyamazsak, ne tarımı ne de Seydişehir’in geleceğini koruyabiliriz…

