06 Temmuz 2020 Pazartesi

şeker

TAŞRALI YAZAR ÇOCUKLUĞUNU YAZAMAZ MI?

Fatih BABAOĞLU

Fatih BABAOĞLU

E-Posta : okmbeysehir@hotmail.com

TAŞRALI YAZAR ÇOCUKLUĞUNU YAZAMAZ MI?

Hamdele ve salvele… Kalem hakkı için…

Selam; ağız dolusu gülmeyen çocukların üzerine ve Mehmet’im sana…

Geçenlerde İstanbul’daydım Mehmet. Fetih yorgunu sokakları taşralı gururumla gezerken, ayaklarım tuttu beni bir sahafa götürdü. Zamanın kolları arasında yorulmuş kitapları karıştırırken dikkatimi çekti. Çocukluğunu anlatan yazarlar meğerse hep şehirliymiş Mehmet. Gözleri doldu taşralı yanımın. Karşımda boynunu eğerek üzülmüş bir şekilde soruverdi bana “Hiçbir taşralı yazar çocukluğunu yazmaz mı?”.

“Bilmem yazmaz mı?” diye karşılık verdim. “Hıhı” dedi yine aynı şekilde “Evet yazmaz”.

“Peki, neden yazamaz?” dedim; “Çünkü onlar bizim ağız dolusu gülemediğimize inanıyorlar” dedi.

Haklıydı Mehmet. Çünkü onlar yaşamış oldukları asaleti pazarlamak için ne zorluklardan geçtiler. Büyük büyük babalarından arta kalan bir soyluluğun asaletinde, sıcacık konaklarında büyürlerken biriktirdiler cümlelerini. Ve dahi gülümsemelerini… Çocuklarını semirtirken kolalı elbiselerinin içinde uykularını satarlardı onlar. Saray artığı gece fasıllarında sırf; falanca beyin baş okşayıp ‘Maşaallah pek de akıllı’ demesi için. Haklılardı Mehmet. Çünkü benim diyen her babayiğidin harcı değildi onların yaşadığı. Çünkü onlar uykusuz gecelerinin sabahında krallara layık sabah kahvaltısı eşliğinde merhaba dediler yeni gelen günlere. Bunun hemen ardından özel tutulmuş hocaların işkence gibi ta ikindine kadar uzayan eğitimlerinde pişirdiler hikâyelerini. Haklıydılar çünkü göz açıp kapatana geçen oyun saatleri vardı. Bu zamanlarda kentin arka sokaklarında ne yaşandığından bihaber; konağın emektar kâhyasının göz hapsinde, Şehrazat’ın hikâyelerini kıskandıracak güzellikteki efsunlu konak bahçelerinde oynamaları ciddi bir işti Mehmet.  

Hele hele Ramazan ayında… Sultanlara has iftar sofralarından kalkarak Sinan ustanın yarınları aydınlattığı camisinde teravih kılmak her kula nasip olamazdı. Hafız bilmem kim Efendiden aldıkları dini eğitimi göstermenin başka bir yarışıydı Ramazanlar…

Yazmak için yaşanılan şehir şehir gibi olmalıydı. Şehrin adı ise hiç önemli değildi Mehmet; İstanbul, İzmir, Ankara… Ama ille de büyük şehir olmalıydı. İlle de büyük şehirde yaşanılmalıydı. Elbet onlar büyük şehirlerde yaşadılar.

Taşralılar çocukluklarını yazamazdı Mehmet, çünkü soylulukları yalnız vergi, askerlik ve devlete lazım olduğu kadardı ve çoğu kiralık iki göz odalarında büyümeye çalışırlardı.

Taşralılar çocukluklarını yazamazdı… Komşu çocuklarının küçülmüş elbiselerini içinde büyüyorlardı. Yazamazdı çünkü müziğin ne olduğunu sadece, ısınmak için girdikleri mahalle kahvelerinde; okey taşlarının şakırtıları eşliğinde radyodan bilirlerdi. Mahallenin falanca bıçkın abisinin ‘koş şuradan iki paket cigara kapta gel’ emrinin ifasından sonra “aferin len kerata, üstü sende kalsın bi sakız çiğne’ ödülünün keyfi hangi edebi dille yazılabilirdi ki…

Taşralılar yazamazdı Mehmet. Yazamazdı çünkü onlar toprağın elinden tutmuş bir avuç çocuklardı. Tebessüm denilen yalnızca büyük şehirlerde vardı ve taşralı hiçbir çocuğa tebessüm yakışmazdı. Bir elma kasasından bozma boyacı sandıklarının üzerinde; okul çıkışı vardiyasında elleri soğuktan donarken ayakkabıların parlaması için fırça sallamanın neresi anlatılırdı ki. Ya da Salı pazarında satılacak olan bir kamyon karpuzu bir ekmek parasına indirmenin neresi edebiydi…

Taşralılar yazamazdı. Simidin tadını bilmeden eve bir katkıda bulunurum diye simit satmanın neresi güzeldi ki… Yaz Kur’an Kursları’nda kızılcık değneğinin eşliğinde çat pat öğrenilen surelerle teravih mi kılınırdı Mehmet?

 Mutfağa iki ayda bir giren cılız bir tavukla harikalar yaratan annenin ‘oğlum büyüyüp adam olacak anasını lokantalara götürecek’ hasretini işlemek mi yazarlıktı. Ya da maaş günü daha da gerginleşen babanın simsiyah yüzü mü… Leyla’nın saçları varken kim ne yapsındı böylesi arabeskvari hikayeleri… Bunlar anlatılır mıydı ki Mehmet? Anlatılamazdı elbet… Çünkü edebiyat büyük şehre mahsustu… Yalnızca şehirliler yazar yalnız şehirliler konuşurdu Mehmet…

İşte böyle… Bu taşra köşesinde yazılsa yazılsa ancak bir mektup yazılabilirdi. Yazma cesareti olan yazsa yazsa ancak mektup yazardı askerden… Ya da ötelerden… Bende sana bu mektubu yazdım Mehmet… Ağız dolusu gülemeyen taşralı çocukluk yanımla. 

Bir taşra yalnızlığını bölüşmek üzere…

Saygılar kere saygılar…

Var olasın Mehmet…

 


12 Ağustos 2015 Çarşamba 21:53
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

GÜNDEMDEKİLER

Seydişehir bisiklet festivali sona erdi

Seydişehir Belediyesi ve Seydişehir Doğa Sporları ve Bisiklet Derneği’nin bu yıl ilkini düzenlediği Bisiklet

Esnaf ve sanatkarın sesine kulak verilmeli

Esnaf ve Sanatkârlar Odası, normalleşme sürecinde devlet ve halktan destek bekliyor. Oda Başkanı İbrahim Aypar

Karikatürist Öztürklevent’e ziyaret

Belediye Başkanı Mehmet Tutal, hemşehrisi karikatür dünyasının önemli isimlerinden biri olan ulusal ve

Bisikletseverler 73 kilometre pedalladı

Türkiye'nin değişik illerinden kayıt yaptıran 150 bisikletçi festivalin ikinci gününü de sorunsuz ve mutlu bir

Seydişehir bisiklet festivali başladı

3-5 Temmuz tarihleri arası devam edecek Bisiklet Festivali'ne Türkiye’nin değişik illerinden kayıt yaptıran 150

Konuk, Kooperatifler bir seçenek değil, mecburiyettir

Konuk: “Kooperatifçilikte başarının formülü; halis niyet, kesintisiz gayret ama en önemlisi ben değil, biz

KONYA - HAVA DURUMU

KONYA